TARİHİN MAVİYLE

BULUŞTUĞU ŞEHİR  

MUĞLA

Sümeyra YAMAN

Ege ile Akdeniz’in birleştiği bereketli topraklarda yükselen Muğla, turkuaz koyları, eşsiz doğası ve binlerce yıllık medeniyet birikimiyle Anadolu’nun dikkat çekici şehirlerinden biridir. Karia uygarlığının izlerini taşıyan antik kentleri, Menteşe Beyliği’nin mimarisini yansıtan camileri ve Osmanlı Dönemi’nin ilim yuvalarını temsil eden medreseleriyle Muğla âdeta bir açık hava müzesi ve kültür hazinesidir.

Tarihî Camileri: Sükûnetin ve Maneviyatın Adresleri

Bir şehrin ruhunu duyumsamanın en tesirli yollarından biri asırlardır ayakta duran ibadethanelerini ziyaret etmektir. Zira camiler, yalnızca namaz kılınan mekânlar değil; ilmin öğretildiği, kültürün yaşatıldığı, sevinç ve hüzünlerin paylaşıldığı, medeniyetin şekillendiği merkezlerdir. Farklı uygarlıkların izlerini taşıyan Muğla pek çok nadide camiye ev sahipliği yapmaktadır.

Milas’ın tarihî dokusu içerisinde yükselen Firuz Bey Camii, Beylikler Dönemi’nden günümüze ulaşan bir şaheserdir. 1394 yılında Menteşe Beyliği döneminde yaptırılan cami Anadolu-Türk mimarisinin seçkin örnekleri arasındadır. Caminin ilk dikkat çeken bölümü mermerden işlenmiş ihtişamlı taç kapısıdır. Geometrik desenler, bitkisel motifler ve ince taş oymaları dönemin sanat anlayışını gözler önüne serer. Kapıdan içeri girildiğinde ziyaretçileri sade fakat son derece zarif bir ibadet atmosferi karşılar. Kesme taşlarla inşa edilen yapı, Selçuklu mimarisinin izlerini taşırken klasik Osmanlı mimarisine geçişin de önemli örneklerinden biri olma özelliğine sahiptir.

Kurşunlu Camii, Osmanlı sanat anlayışının zarafetini gözler önüne serer. Muğla şehir merkezinde yer alan cami şehrin en bilindik tarihî yapılarındandır. 1493 yılında Menteşe Sancak Beyi tarafından yaptırılan cami, adını kubbesini örten kurşun levhalardan almıştır. Klasik Osmanlı mimarisinin erken dönem özelliklerini taşıyan yapı tek kubbeli planıyla dikkat çeker. Kesme taştan inşa edilen cami geniş avlusu, şadırvanı ve gölgesinde dinlenilen asırlık çınarlarıyla burayı yalnızca bir ibadet mekânı olmaktan çıkarıp sosyal hayatın da merkezi hâline getirmiştir. Geçmişte mahalle halkının buluştuğu, ilim meclislerinin kurulduğu ve çocukların ilk dinî eğitimlerini aldığı bu avlu bugün de aynı huzuru ziyaretçilerine hissettirmektedir.

Şeyh Camii, Muğla merkezde bulunan ve 16. yüzyıldan günümüze ulaşan bir diğer tarihî yapıdır. Adını, bölgede yaşamış bir gönül insanından aldığı rivayet edilen cami ahşap tavanındaki ince işçilik ve geleneksel kalem süslemeleriyle dikkat çeker.

Muğla, burada zikredemeyeceğimiz sayıda tarihî camiye sahiptir. Her biri, yaşadığı dönemin kültürünü, sanatını ve sosyal hayatını günümüze taşımaktadır.

Ahmed Gazi Medresesi: Menteşe Beyliği’nin İlim ve Sanat Mirası

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Beçin Antik Kenti sınırları içindeki Ahmed Gazi Medresesi Türk-İslam medeniyetinin abidelerindendir. Yüzyıllardır ayakta duran bu görkemli yapı ilimle yoğrulmuş bir dönemin sessiz tanığı, taşlara işlenmiş bir kültür mirasıdır. Beçin, Menteşe Beyliği’nin önemli yönetim merkezlerinden biri olup siyasi öneminin yanı sıra ilim ve kültür hayatının da merkeziydi. 13. yüzyılda kurulan bu medrese seçkin âlimlerin yetiştiği, ilmî tartışmaların yapıldığı ve devlet adamlarının eğitim gördüğü müstesna bir okuldu. Anadolu’daki açık avlulu ve iki eyvanlı medrese planının en güzel örneklerinden biri olan yapıdaki öğrenci odaları, ortadaki geniş avlusuyla eğitim ve günlük yaşamın iç içe geçtiği işlevsel bir mimari anlayışı yansıtmaktadır. Ahmed Gazi’nin türbesinin de içerisinde yer aldığı medrese, yöre halkının merkezî ziyaretgâhlarındandır. Günümüzde restore edilen yapı Milas Taş Eserler Müzesi olarak hizmet görmektedir. Medresenin odalarında Beylikler ve Osmanlı dönemlerine ait mezar taşları, kitabeler, mimari unsurlar ve etnografik eserler sergilenirken eğitim hayatını anlatan canlandırmalar ve Anadolu medreselerini tanıtan bölümler de ziyaretçilere sunulmaktadır.

Muğla’nın Antik Kentleri: Tarihin Sessiz Tanıkları

Muğla’nın tarih sahnesindeki yolculuğu binlerce yıl öncesine uzanır. Karia uygarlığının önemli merkezlerinden biri olan bu yöre, Antik Çağ’ın en görkemli şehirlerine ev sahipliği yapmıştır.

Bodrum’da bulunan Halikarnassos Antik Kenti, dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Halikarnas Mozolesi ile tarihe adını yazdırmıştır. Kral Mausolos adına inşa edilen bu anıt-mezar, yalnızca döneminin değil dünya mimarlık tarihinin de önemli eserlerinden biri olarak kabul edilir.

Yatağan ilçesindeki Stratonikeia Antik Kenti “Gladyatörler Şehri” olarak tanınır. Helenistik Dönem’den Osmanlıya kadar kesintisiz yerleşime sahne olan kent; tiyatrosu, agorası, sütunlu caddeleri ve görkemli yapılarıyla ziyaretçilerini iki bin yıl öncesine götürür.

Bodrum yakınlarındaki Myndos, Datça’ya bakan kıyılarıyla antik dönemin önemli liman kentlerinden biri olmuştur. Fethiye’deki Telmessos Antik Kenti ise kaya mezarları ve tiyatrosuyla Likya uygarlığının seçkin merkezleri arasında yer almıştır.

Seydikemer ilçesi sınırlarında yer alan Tlos Antik Kenti, Likya bölgesinin eski ve önemli şehirlerinden biridir. Kayalara oyulmuş mezarları, Roma tiyatrosu, stadyumu, hamamları ve Bizans Dönemi’ne ait kalıntılarıyla Tlos âdeta bir açık hava müzesi görünümündedir. Kentte bulunan “Kanatlı At Pegasus’u Yakalayan Kahraman Bellerophontes” kabartmaları ise antik mitolojinin en güzel örnekleri arasında gösterilmektedir.

Muğla’nın Müzeleri: Mavi Şehrin Derin Hazineleri

Ege’nin masmavi sularına hâkim görkemli Bodrum Kalesi’nin içinde yer alan Bodrum Su Altı Arkeoloji Müzesi, dünyadaki önemli su altı arkeoloji müzelerinden biri olarak kabul edilir. Tarih ile denizin eşsiz buluşmasına tanıklık eden bu müze, ziyaretçilerine binlerce yıl önce Akdeniz’in derinliklerine gömülen medeniyetlerin hikâyesini anlatır. 1960'lı yıllardan itibaren Bodrum açıklarında gerçekleştirilen su altı kazılarında çıkarılan eserler müzenin temel koleksiyonunu oluşturur. Dünyaca ünlü Uluburun Batığı, Geç Tunç Çağı ticaretine ışık tutan en önemli keşiflerden biridir. Yaklaşık üç bin yıl önce batan bu ticaret gemisi, bakır külçeleri, cam külçeleri, fil dişleri, değerli takılar ve dönemin ticaret ağını gösteren yüzlerce eseriyle tarihçilerin geçmişe bakışını değiştirmiştir. Müze salonlarında cam eserler, bronz ve altın objeler, antik gemi batıkları ile denizcilik tarihine ait birçok nadide eser sergilenmektedir.

Müzenin bulunduğu Bodrum Kalesi ise başlı başına bir tarih hazinesidir. Orta Çağ’da inşa edilen kale, deniz manzarası ve taş mimarisiyle ziyaretçilere unutulmaz bir atmosfer sunarken tarih ve doğayı aynı anda yaşama imkânı verir.

Milas ilçesinde bulunan Uzunyuva Anıt Mezarı ve Müze Kompleksi, Anadolu arkeolojisinin önemli keşiflerinden biridir. Yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkarılan bu görkemli yapı, Antik Karia Uygarlığı’nın ihtişamını günümüze taşıyan eşsiz bir mirastır. Kazılar sırasında bulunan mermer lahit, heykeller, mimari parçalar ve dönemin sanat anlayışını yansıtan kabartmalar müze kompleksinde modern sergileme teknikleriyle ziyaretçilere sunulmaktadır.

Muğla şehir merkezindeki Muğla Müzesi, bölgenin binlerce yıllık tarihini tek çatı altında buluşturan önemli kültür merkezlerindendir. Karia, Roma, Helenistik, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait çok sayıda eserin sergilendiği müze binası, eski bir cezaevinin restore edilmesi sonucu oluşturulmuştur. Buradaki seramikler, lahitler, bronz eserler, heykeller ve sikkeler Muğla’nın farklı dönemlerdeki yaşam tarzlarına ışık tutmaktadır. Ayrıca müzede, Özlüce Köyü’ndeki kazılardan çıkarılan milyonlarca yıllık fosillerin sergilendiği paleontoloji bölümü de bulunmaktadır.

Muğla, her köşesinde farklı hikâyeleri dillendiren muhteşem doğasıyla tarih, kültür ve medeniyetin iç içe geçtiği eşsiz bir Anadolu şehridir. Camilerden yükselen ezanlar, medreselerde okutulan ilimler, türbelerde hissedilen manevi huzur, antik tiyatrolarda yankılanan geçmişin sesi Muğla’nın çok katmanlı tarihini bir araya getirir. Bugün, Muğla’yı ziyaret edenler bir taraftan denizin ve güneşin tadını çıkarırken diğer taraftan da Karia krallarının hüküm sürdüğü antik kentlerde dolaşabilir, Menteşe Beyliği’nin zarif mimarisini keşfedebilir, Osmanlının ilim geleneği hakkında bilgi sahibi olabilir ve yüzyılların maneviyatını yaşatan camileriyle geçmişle bağ kurabilir.