RUTİNLERİMİZ BİZİ GÜVENDE Mİ TUTAR
YOKSA MONOTONLUĞA MI HAPSEDER?
Betül KARAPINAR
Psikolog
“Güven, denge ve yenilik arasında bir yolculuk…”
Hayatımızın omurgasını oluşturan ve güvende hissetmemizi sağlayan, belirli bir düzen içinde tekrar ettiğimiz davranışlarımızdır rutinlerimiz. Hep şikâyet etsek de kurtulmak istesek de bazen monotonluk hissi verse de yine de vazgeçemediklerimizdir. Onlar sayesinde kendimizi daha kontrollü, daha güvenli ve hayatımızı daha yönetilebilir hissederiz. Rutinler aynı zamanda hayatımızdaki kaosu düzenleyerek beynimizin gerekli olan enerjiyi kaybetmesini minimize eden bir sistemdir. Beynimiz belirsizlikten hoşlanmaz; hep aynı alışkanlıkların tekrarı beyne güvenli bir ortam hissi verirken daha az enerji harcatır. Tekrar eden eylemler, beyinde “otomatik pilot” moduna taşınır. Dikkatimiz sınırlı bir kaynaktır ve etkin kullanılmalıdır. Bu, beynin enerjisini koruma stratejisidir.
Davranış hâline gelen rutinler aynı zamanda dopamin salgılanmasını sağlar, bizi mutlu hissettirir ve bu bir ödüldür. Tekrar bu hissi yaşamak, o rutini sürdürmemize neden olur; yani motivasyon ve kalıcılık sağlar.
Yaşam döngümüzün başlangıcında ve bitişinde rutinlerin hayatımızda ne kadar çok yer kapladığını görebiliriz. İlk çocukluk döneminde gelişimimiz için uyku ve beslenme rutinleri hayati önem taşır. Bu düzen zihinsel ve fiziksel gelişimimizi desteklediği gibi düzensizlik ise gelişim sorunlarına yol açar. Sürekli aynı saatlerde uyumak, aynı saatlerde beslenmek, aynı masalları ve ninnileri dinlemek, aynı mekânlarda bulunmak, güven duygusu oluşturmamızda etkin rol oynar. Çocukların aynı masalı dinlerken yapılan küçük değişikliklere bile itiraz etmesi, kendi uyku ve beslenme düzenini araması, yeni ortamlarda uyumsuzluk göstermesi, rutinin bozulmasının, güvenli alandan çıkma endişesi olarak yorumlanabilir.
Sonrasında geliştirdiğimiz alışkanlıklarımız, büyüdükçe şekil değiştirerek bize eşlik etmeye devam eder. Ders çalışma, sağlıklı yaşam ve iş hayatı rutinlerimiz ile inancımız gereği yaptığımız ibadetlerimiz, günlerimizi bir düzen içinde yaşamamıza yardımcı olur. Güvenli sulardan çıkmamak adına hep aynı mekânlara gitmek, aynı filmi defalarca seyretmek, aynı yerlerde tatil yapmak, hep aynı kahveyi aynı dostlarla içmek bizi güven duygusuyla kuşattığı için iyi hissettirir.
Yaşlılıkta da en az çocuklukta olduğu kadar, hatta belki daha fazla ihtiyaç duyarız rutinlere. Belleğimiz zayıflamış, fiziksel yavaşlama başlamış olacağından rutinlerle kurulan düzen günlük yaşamımızı kolaylaştırır. İlaç kullanımı, sağlık kontrolleri, beslenme ve uyku rutinleri sağlığımız için kritik rol oynar. Yaşlılıkta rutinler, belirsizlikten doğan kaygıyı da azaltır.
Rutinleri oluşturmak kadar onları sürdürebilmek de sadelik ve küçük adımlarla mümkündür. Araştırmalarda aynı saatte uyanan, aynı saatte kahve içen ya da kahvaltı yapan, manevi bir eylemde bulunan kişilerin güne hem zihinsel hem de duygusal anlamda güçlü başladıkları; dolayısıyla kontrol hissinin artıp kaygılarının azaldığı tespit edilmiştir. Örneğin her sabah on beş, yirmi sayfa kitap okumanın yıl sonunda okuma listesine katkısı yanında zihin dünyasında fark yaratacağı muhakkaktır. Aynı mantıkla her gün bir sayfa yazı yazmak, bir kitabın yazımına büyük destek sağlar.
Rutinler, karmaşık, belirsiz ve gündemin sürekli değiştiği dünyamızda kararlı, sistemli ve güvenli bir limandır. Ancak belli bir süre sonunda bu düzenin getirdiği güvenlik hissi yerini monotonluğa, sıkışmışlık hissine bırakabilir. Hep aynı saatte kalkmak, aynı kahvaltıyı yapmak, aynı yolları kullanmak, aynı dostlarla buluşmak bazen yenilik isteğine teslim olur. Yenilikte heyecan ve enerji vardır. Yeni bir etkinlik merakla gelir ve bizi canlandırır. Yeni bir yol, yeni bir mekân, yeni bir ortam enerji verir ve rutin davranışlarımızda olduğu gibi beynin ödül sistemi tekrar devreye girerek dopamin salgılar. Yenilik, motivasyon ve kişisel gelişime katkı sunar. Ancak sürekli yenilik arzusu da bir noktadan sonra sistemi yorar; güvenli alan olmadığından tetikte ve stresli olmayı beraberinde getirir.
Yani aslında ne tamamen rutinlerle örülü, düzenli ama monoton bir dünya ne de yenilik ve heyecanla dolu, stresli ve kaygılı bir dünya bizi mutlu eder. Her şeyde olduğu gibi denge burada da devreye girer. Kendimize ve kişiliğimize uygun bir denge bulabilirsek hayatımızı her iki koldan da beslemek mümkündür. Monotonluğu tetikleyen ve artık güven vermeyen rutinleri eleyerek, bizi çok zorlamayacak yenilikleri hayatımıza alarak beynimize ihtiyacı olan enerjiyi vermiş oluruz. İşe farklı yollardan gitmek, farklı bir yemeği denemek, yeni bir kursa başlamak, yeni bir spor dalı denemek gibi ufak değişiklikler rutinlerimizi bozmadan bizi monotonluktan çıkarabilir.
Bazı zor zamanlarda, mesela karantina günlerinde, doğal afetlerde, savaş gibi olağanüstü dönemlerde o çok şikâyet ettiğimiz rutinlerin aslında bir nimet olduğunu anlarız. Belirsizlik ortamlarında hayatın kontrolünün bizden çıktığını hissettiğimiz anlarda, her zaman yapabildiğimiz alışkanlıkların yapılamayışı ve güvende hissedemeyişimiz, rutinlerin hayatımızdaki önemini gösterir. Şikâyet etmek yerine şükretmemiz gerektiğini fark ederiz ve “Rutin nimettir.” sözü kulağımıza küpe olur.
Büyük fikirler ve projeler, küçük rutinlerin ürünüdür. Haruki Murakami uzun yıllardır her gün aynı saatte yazı yazdığını, bunu alışkanlık hâline getirdiğini söyler; bu da onun üretkenliğini açıklar. Olimpiyat sporcularını da yarıştaki performanstan çok, o güne kadar tekrarladıkları günlük antrenmanlar başarıya taşır. İnsanlık tarihindeki önemli buluşlar da tekrar eden, sabırla yinelenen ve rutin hâline gelen sayısız denemeler sonucudur.
Sonuç olarak başarılı bir hayat, her gün atılan ufak adımların rolüyle daha da anlam kazanır. Bu huzurlu hayatın inşasında rutinlerimiz temel taşlardır. Başarı ve ruh dinginliğimiz çoğunlukla rutinlerin sadeliğinde gizlidir. Küçük başlangıçlar, küçük adımlar, tutarlı ve düzenli tekrarlar, küçük ödüller ve sabırla güvenli ve başarılı bir hayat her zaman daha mümkündür.