PROF. DR. OSMAN MERT

İLE SÖYLEŞİ

Söyleşi: Mahir KILINÇ

Dil, düşünce dünyasını inşa eden, karakteri ve millî kimliği şekillendiren en temel unsurdur. Çocuklarımızın ve gençlerimizin tabelalardan reklamlara, dijital oyunlardan izledikleri içeriklere kadar her yerde nitelikli Türkçe ile karşılaşmalarını güvence altına almayı hedefliyoruz.

Akademik hayatınızın önemli bir kısmı eski Türk dili, yazıt bilimi (epigrafi) ve Türk dünyası üzerine yapılan araştırmalardan oluşuyor. Temel misyonu dilimizin tarihî derinliklerini korumak olan Türk Dil Kurumuyla kendi akademik serüveniniz nasıl ortak bir vizyonda birleşiyor?

Eski Türkçe, yazıt bilimi ve Türk dünyası araştırmaları, benim için millî bir hafıza arayışıdır. Taşlara kazınan ilk kelimelerimizden bugüne uzanan bu süreç, milletimizin tarih sahnesindeki varoluş mücadelesinin en somut belgesidir. Türk Dil Kurumu ise bu köklü geçmişi koruma, inceleme ve geleceğe aktarma misyonunun en üst kalesidir. Dolayısıyla akademik serüvenim ile kurumumuzun vizyonu, aslında aynı nehirde akan ve aynı denize dökülen iki su gibidir. Yıllarca bozkırlarda, yazıtların başında eski kelimelerin ruhunu ararken hissettiğim sorumluluk, bugün TDK çatısı altında tüm Türk dünyasını kucaklayan bir hizmet bilincine dönüşmüştür. Bizler, geçmişten aldığımız güçle bugünün ve yarının Türkçesini inşa etmek zorundayız. Kurumumuzun yürüttüğü sözlükçülük, gramer araştırmaları ve yayın faaliyetleri, akademik çalışmalarımda savunduğum “kökü mazide olan ati” fikrinin somut bir göstergesidir. Türk dilinin Orhun Yazıtları’ndaki muazzam üslubu ve felsefesi, bugün modern dünyada dilimizi korurken rehberimiz olmaya devam etmektedir. Bu anlamda, şahsi akademik birikimimi devletimizin en köklü kurumlarından birinin imkânlarıyla birleştirerek milletimize hizmet etmek benim için en büyük gurur kaynağıdır.

Teknolojinin hızla ilerlediği, dijitalleşmenin ve yapay zekânın neredeyse hayatın her alanına yön verdiği bir çağda yaşıyoruz. Sosyal medyanın dili hızla dönüştürdüğü, hatta güncel olarak halk oylamasıyla seçilen “dijital vicdan” gibi kavramların hayatımıza girdiği bu dönemde TDK yapay zekâyı Türkçenin geleceğini koruma ve doğru kullanımını yaygınlaştırmada nasıl bir araç olarak konumlandırıyor?

Dijitalleşmenin ve yapay zekâ teknolojilerinin küresel ölçekte hayatı yeniden şekillendirdiği bir çağın tam ortasındayız. Bu dönüşüm, şüphesiz ki en büyük etkisini diller üzerinde göstermekte ve sosyal medya aracılığıyla dilin yapısını hızla dönüştürmektedir. Bu sürecin tam kalbinde yer alan bir aktör olarak TDK, yapay zekâyı dilimiz için bir tehdit olarak görmek yerine Türkçenin doğru ve nitelikli kullanımını yaygınlaştıracak güçlü bir araç olarak konumlandırmaktadır. Büyük dil modellerinin Türkçenin söz varlığını, anlamsal derinliğini ve dil bilgisi kurallarını hatasız bir şekilde işlemesi için yoğun mesai harcıyoruz. Dijital ortamlarda Türkçenin doğru temsili, yapay zekâ algoritmalarının doğru veri setleriyle beslenmesine bağlıdır; biz de bu güvenilir altyapıyı sağlıyoruz. Geliştirmekte olduğumuz elektronik sözlük projeleri ve dijital veri tabanları, yapay zekâ sistemlerinin Türkçeyi aslına uygun bir şekilde öğrenmesi ve kullanması için temel teşkil etmektedir. Sosyal medyanın ürettiği hızlı ve bazen yozlaştırıcı dil iklimine karşı yapay zekâ destekli denetim ve öneri mekanizmaları üzerinde duruyoruz. Gelecekte, dijital yazışmaların veya içerik üretimlerinin Türkçenin kurallarına uygunluğunu anlık olarak denetleyen ve kullanıcıyı incelikle yönlendiren sistemlerin kurulmasını hedefliyoruz.

Dilin korunmasını sadece akademinin ya da kurumların sırtına yüklemeyip “Türkçe hepimizin” diyerek toplumsal bir seferberliğe işaret ediyorsunuz. Bu bakış açısıyla farklı ülkeleri inceleyerek yasal düzenleme taslağı hazırladınız. Bu taslak yasalaştığı takdirde kamu yayımcılığı yapan mecralara, eğitim kurumlarına ve geniş halk kitlelerine ne gibi yasal sorumluluklar ve yeni standartlar getirecek?

Dil bir milletin bağımsızlığının, kültürünün ve ortak hafızasının en kutsal emaneti olduğu için korunması da tek bir yere bırakılamaz. Bu düşünceyle, dil bilincini toplumun tüm katmanlarına yaymak amacıyla toplumsal bir hareketlilik başlattık. Gelişmiş ülkelerin ana dillerini korumak üzere uyguladıkları yasal mevzuatları titizlikle inceleyerek ülkemizin ihtiyaçlarına uygun bir yasa taslağı hazırladık. Bu taslak yürürlüğe girdiğinde öncelikle kamu yayımcılığı yapan televizyon, radyo ve dijital mecralara net ve tavizsiz standartlar getirecektir. Yayınlarda Türkçenin telaffuz, imla ve söz dizimi kurallarına azami ölçüde uyulması, hatalı kullanımların önüne geçilmesi için denetim mekanizmaları kurulacaktır. Eğitim kurumlarımızda ise Türkçenin bir dersten öte tüm disiplinlerin temeli ve bir yaşam kültürü olarak aktarılmasını sağlayacak yeni müfredat standartları tanımlanmalıdır. Çocuklarımızın ve gençlerimizin tabelalardan reklamlara, dijital oyunlardan izledikleri içeriklere kadar her yerde nitelikli Türkçe ile karşılaşmalarını güvence altına almayı hedefliyoruz. Geniş halk kitleleri ve ticari işletmeler için de özellikle kamusal alandaki yabancı kelime istilasına ve tabela kirliliğine son verecek yaptırımlar ve teşvikler devreye girecektir. İş yeri isimlerinde, ürün adlarında ve ilanlarda Türkçe kelimelerin tercih edilmesi özendirilecek, dilimizi yozlaştıran uygulamalara yasal sınırlar çizilecektir. Bu düzenleme, bireylerin özgürlüğünü kısıtlayan bir yasaklar manzumesi olmayıp ortak evimiz olan Türkçeyi koruma altına alan bir kalkan işlevi görecektir. Toplumun her kesimi, gündelik yaşamında ve profesyonel faaliyetlerinde dilimizin saygınlığını korumakla yasal olarak da sorumlu kılınacaktır.

Türk Devletleri Teşkilatı kapsamında yürütülen “Ortak Türk Alfabesi” komisyon çalışmalarına öncülük ettiğinizi biliyoruz. 34 harfli ortak alfabe vizyonu Türk dünyasındaki kültürel, sosyal ve edebî bağları pratik hayatta nasıl şekillendirecek?

Bu çalışma, Türk dünyasının asırlık rüyası olan “Dilde, fikirde, işte birlik” ülküsünün en somut ve tarihî adımıdır. Buna öncülük ve tanıklık edip yön vermek, bir bilim insanı olarak hayatımın müstesna şereflerinden birisidir. Kabul edilen 34 harfli ortak alfabe vizyonu, Türk cumhuriyetleri ve toplulukları arasındaki yapay duvarları yıkacak ve aramızdaki iletişimi doğrudan hâle getirecektir. Pratik hayata geçildiğinde ise Bakü’de basılan bir kitabın, Taşkent’te, Almatı’da veya Ankara’da hiçbir aktarmaya gerek kalmadan okunabilmesini sağlayacaktır. Kültürel alanda edebî eserlerin, şiirlerin ve akademik çalışmaların ortak bir yazı zemininde buluşması, ortak hafızamızı ve entelektüel birikimimizi muazzam bir hızla eşitleyecektir. Sosyal hayatta ve ticarette, gençlerin birbirleriyle kuracakları dijital ve fiziki iletişimde harf farklılıklarından kaynaklanan kopukluklar tamamen ortadan kalkacaktır. Bu çalışma, sadece alfabe levhalarının değişmesi değildir; Türk dünyasının ekonomik, siyasi ve stratejik olarak da kenetlenmesinin zihnî altyapısıdır. Bu çalışma, kardeşlerin asırlar sonra aynı kelimede, aynı seste, aynı satırlarda yeniden kucaklaşması gibi içimi büyük bir ümitle dolduruyor.

Bireyin kimlik gelişiminin ve aile içi iletişimin temeli olan dilin, gençlerin dijital ortamlardaki kullanım biçimleri aileleri endişelendiriyor. Genç nesilde dil farkındalığını artırmak ve Türkçeyi bir yaşam disiplini hâline getirmek için ailelere ve eğitimcilere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Dil, düşünce dünyasını inşa eden, karakteri ve millî kimliği şekillendiren en temel unsurdur. Gençlerimizin dijital ortamlarda geliştirdikleri kısaltılmış, kuralsız ve âdeta hiyeroglif benzeri yeni iletişim dili, ailelerimizi haklı olarak endişeye sevk etmektedir. Ancak bu durum karşısında sadece yakınmak veya dijital dünyayı tamamen yasaklamaya çalışmak gerçekçi ve yapıcı bir çözüm yolu değildir. Genç nesilde dil farkındalığını artırmak için öncelikle aile içinde dilin bir değer, bir şahsiyet meselesi olarak yaşatılması gerekmektedir. Anne ve babalar, evlatlarıyla kurdukları diyaloglarda zengin, özenli ve derinlikli bir Türkçe kullanarak onlara ilk ve en etkili rol model olmalıdır. Eğitimcilerimiz ise Türkçeyi sıkıcı dil bilgisi kurallarından ibaret bir ders gibi sunmak yerine onun estetik gücünü ve felsefesini gençlerin dünyasına aktarmalıdırlar. Yeni çağa uygun olarak dijital dünyada münazaralar, kompozisyon yarışmaları ve etkili konuşma atölyeleri düzenlenerek gençlerin kendilerini sözlü ve yazılı olarak ifade etme becerileri ödüllendirilmelidir. Unutulmamalıdır ki kelime haznesi daralan bir gencin düşünce dünyası da daralır ve sonunda kendi kimliğine yabancılaşır. Aileler ve eğitimciler el ele vererek gençlerimize Türkçenin asaletini, nezaketini ve bir dünya dili olduğunu hissettirmelidir. Dilini disiplin ve saygınlık ölçütü olarak gören bir gençlik, dijital dünyanın yozlaştırıcı akımlarına karşı kendi kültürel kalkanını zaten kendisi oluşturacaktır. Eğitim sistemimizde çocuklarımızın dil, dil-kültür ve dil-kimlik ilişkisi konularındaki farkındalık düzeylerini geliştirmeye dönük konulara yer vermeliyiz.

Üniversitelerdeki akademik yükselme ve teşvik kriterleri, araştırmacıları neredeyse tamamen yabancı dilde yayın yapmaya zorluyor. Genç akademisyenlerin kendi ana dillerinde bilim üretmekten uzaklaşması, Türkçenin bir “bilim dili” olarak geleceğini nasıl tehdit ediyor?

Bir dilin varlığını sürdürebilmesi ve küresel ölçekte saygınlık kazanması, mutlak surette bilim dünyasında da kullanılmasına bağlıdır. Mevcut akademik yükselme, atama ve teşvik kriterlerinin araştırmacıları yabancı dilde yayın yapmaya zorlaması, millî akademimizin kanayan yarasıdır. Genç akademisyenlerin kendi ana dillerinde makale yazmaktan, bilimsel kavram üretmekten uzaklaşması Türkçenin geleceğini doğrudan ve ciddi şekilde tehdit etmektedir. Eğer bir dille tıp, mühendislik, felsefe veya kuantum fiziği yapılamaz hâle gelirse o dil zamanla sadece gündelik ihtiyaçların karşılandığı konuşma diline indirgenir. Kendi dilinde bilim üretemeyen bir millet, başkalarının ürettiği kavramların ve düşünce kalıplarının esiri olmaktan, entelektüel anlamda sömürgeleşmekten kurtulamaz. TDK olarak YÖK ve üniversitelerimizle farklı bilim dallarında Türkçenin terim altyapısını güçlendirmek amacıyla geniş katılımlı komisyonlar kurduk ve ulusal terim bankası üzerinde çalışıyoruz. Genç araştırmacıları teşvik amacıyla tamamen Türkçe olarak kaleme alınmış nitelikli akademik eserlere basım desteği sağlıyoruz. Uluslararası hakemli dergilerimizin sayısını ve niteliğini artırarak Türkçenin dünyadaki bilimsel literatürde prestijli bir yayın dili olması için gerekli yayımcılık altyapısını kuruyoruz. Bilim insanımızın kendi dilinde düşündüğü, kendi diliyle buluşlar yaptığı ve bu buluşları dünyaya kendi kelimeleriyle haykırdığı bir akademi iklimi arzuluyoruz. Dili hangi alandan çekerseniz dil o alanda gerilemeye başlar. Dili eğitim, bilim dili olmaktan çıkarırsanız dil, 8-10 yılda bilgi birikiminin ikiye katlandığı bir dünyada terim üretemez olur, geriler, kısırlaşır. Şunu unutmayalım; tabiat boşluk kaldırmaz. Tabelalardan Türkçeyi çektik, tabelalar boş mu kaldı? Hayır. Halkımızdan mevcut durumu analiz etmelerini, düşünmelerini ve bu durumu bir problem olarak algılamalarını isterim. Türkçeye karşı hepimizin sorumluluğu var. Her bir kelime binlerce yıldır atalarımızın hafıza süzgecinden geçerek bize kadar ulaşmış birer mirastır. Bu mirasa hep birlikte sahip çıkmalıyız.

Öz Geçmiş

Mersin Erdemli’de dünyaya gelen Osman Mert, ilk ve ortaöğrenimini Erdemli’de tamamladı. 1994’te Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. 1996 yılında Türk Dili Uzmanı, 2002 yılında da Türk dili doktoru olan Mert; 2007-2008 öğretim yılında Moğolistan Millî Üniversitesi Yabancı Diller ve Kültürler Fakültesi Türkoloji Bölümünde çalışarak Moğolca Hazırlık Programını bitirdi. 2011 yılında “Türk dili/Köktürkçe” alanında doçent, 2016’da ise profesör ünvanını aldı. 2012-2016 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Türkçe Öğretim Merkezi Müdürlüğü, Orta Doğu ve Orta Asya-Kafkaslar Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü; 2020-2023 yılları arasında da aynı üniversitenin Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Müdürlüğü görevinde bulundu. 2019-2023 yılları arasında TDK Bilim Kurulu Üyesi olmuş, 2023’te Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde çalışmaya başlamıştır. Mayıs 2023’ten beri TDK Başkanlığını yürüten Osman MERT, TDT Türk Dünyası Ortak Alfabe Komisyonu toplantılarının organize edilmesinde görev almış, oturumlar yönetmiş ve ülkemizi temsil etmiştir.