Prof. Dr. Mustafa ÇAĞRICI:
“İnsanların, Hz. Muhammed’e (s.a.s.) sevgi ve saygı duymalarının arkasında, onun sadeliği ve yalın ahlakıyla insanlara telkin ettiği onu kendilerinden bilme duygusu vardı. O, kuru sözleriyle değil yaşadığı hayatla onlardandı.”
Söyleşi
Rüya TÜRKBEY TEMEL
Kur’an, hadis-i şerifler ve diğer İslam kaynaklarına bakarak Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ahlakı hakkında neler söylersiniz?
Kur’an-ı Kerim, pek çok ayette ahlak konularına yer vermekle kalmamış, bunun yanı sıra Hz. Peygamber’i üstün ahlak örneği olarak göstermiş, onun şahsında pratik bir ahlak modeli ortaya koymuştur. Dolayısıyla İslam’ın getirdiği ahlakı daha iyi kavramak için Kur’an, hadisler ve diğer İslam kaynaklarına göre Hz. Muhammed’in (s.a.s.) ahlakı hakkında da bilgi edinmek gerekmektedir. Ahlaka dair son kitabım olan Kur’an’ın Ahlâk Çağrısı’nın hazırlık aşamasında önce ahlakla ilgili ayetleri tespit ettim. Bu maksatla Kur’an-ı Kerim’i baştan sona defalarca gözden geçirdim. Sonunda 2.000 civarında ayetin ahlakla doğrudan ilgili olduğu kanaatine vardım. Yani Kur’an’ın takriben üçte biri ahlakla ilgili. Bu tespit şu yönden de önemli: Kur’an’ın tebliğcisi Hz. Muhammed (s.a.s.) olduğuna göre, ahlaki buyruk ve yasakların yer aldığı bu ayetlerin gereklerini yerine getirmek, bunlarda bildirilen erdemlerle donanmak, erdemsizliklerden arınmak da doğal olarak öncelikle Hz. Peygamber’in görevidir. Hz. Aişe’nin, kendisine Hz. Peygamber’in ahlakına dair bir soru sorulması üzerine, “Onun ahlakı Kur’an’dı.” demesi (İbn Hanbel, el-Müsned, VI, 91; Müslim, Müsafirin, 139) de bunu göstermektedir.
Kur’an-ı Kerim’in yanında hadis ve haberlere dair rivayetler de Hz. Peygamber’in ahlakı hakkında geniş bilgiler içerir. Keza daha sonraki İslami kaynaklarda da onun, üstün ahlakıyla çevresinde nasıl takdir, saygı, sevgi, hatta hayranlık hisleri uyandırdığını gösteren zengin bilgiler var. Bu konuda sadece okuyucuların kolayca ulaşabileceği bir eserin ismini vermekle yetineyim: Gazali, İhyâu Ulûmi’d-Dîn’inde hepsi hadislerden oluşan bu bilgilerin bir özetini sunmuştur. Değerli okuyuculara bu bilgileri okumalarını kesinlikle tavsiye ediyorum. (İhyâ, çev. Mustafa Çağrıcı, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, İstanbul 2024, II, 507-538)
İzninizle başka bir eseri de hatırlatayım: Bu eser, İslam dünyasının yetiştirdiği en değerli müfessirlerden biri olan Fahreddin er-Razi’nin Mefâtîhu’l-Ğayb adlı ünlü tefsiridir. Ahlaka dair ayetlerin geniş tefsirinin yapıldığı, 32 ciltten oluşan bu eserde Razi, Bakara suresinin 129. ayetine getirdiği yorumun bir yerinde Hz. Peygamber’in, halkını imana ve iyi işlere (el-amelü’s-salih) çağırırken erdemli işleri önce kendisinin yaptığına dikkat çeker. Böyle davranmakla davetinin etkisini güçlendirdiğini
hatırlattıktan sonra şöyle der: “Bundan dolayı Allah, yüksek bir ahlaka sahip olduğunu ifade ederek onu övmüş, ahlaki erdemler (mekârimü’l-ahlak) ile donatmıştır.” (Mefâtîhu’l-Ğayb, Beyrut 1421/2000, IV, 61-62) Çünkü birinin örnekliğe layık olmasının ilk şartı, konuştuğu iyilikleri önce kendisinin yapmasıdır. “Beni Rabbim terbiye etti ve en güzel şekilde terbiye etti.”; “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” mealindeki hadislerde bu örnekliğin kaynağı ve amacı gösterilmiştir.
Müminlere hitap eden bir ayet-i kerimede, “Andolsun, Allah’ın Resulü’nde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” buyruluyor. (Ahzab, 33/21) Bizler, Sevgili Peygamberimizin örnekliğini nasıl anlamalıyız?
Ben, ilgili ayetlere ve hadislere bütüncül bakarak Hz. Peygamber’in ahlakını üç yönden incelemeyi tercih ediyorum: İnsan olması yönünden, peygamberlik ve tebliğ sorumluluğu yönünden, temsil ve örnek olma sorumluluğu yönünden...
Kur’an’ın deyimiyle “beşer” olarak Hz. Muhammed de (s.a.s.) diğer insanlar gibi bir insandır. O, bir insan olarak birey ve toplum vicdanında iyi, doğru, faydalı, erdemli gibi değer yargılarıyla bilinen yüksek bir ahlaka, temiz bir karaktere sahip olmuş ve buna uygun davranışlar sergilemiştir. Yanlış ve zararlı, erdemsiz olduğu kabul edilen huylardan nefsini arındırmış; kötü karakterli olmaktan kaynaklanan tutum ve davranışlardan uzak durmuştur. Peygamberlikten önce ya da sonra herhangi birine kaba davrandığına, incitici sözler söylediğine dair kaynaklarda hiçbir bilgi yoktur. Müsteşrik Prof. W. Montgomery Watt’ın dediği gibi: “Kaynaklar yakından incelendiğinde (Hz.) Muhammed’in davranışlarının çağdaşları tarafından ahlaki açıdan eleştirilmediği açıkça görülmektedir.” (Muhammad: Prophet and Statesman, London, 1961, s. 233)
Hz. Aişe’nin, “Onun ahlakı Kur’an’dı.” şeklindeki ifadesi, Hz. Peygamber’in, kişisel ahlakının yanında, “başkalarını davet ettiği erdemleri önce kendisinin yaşaması gerektiği” şeklinde özetleyeceğimiz temel ahlaki sorumluluğuna işaret etmesi bakımından da önemlidir. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’in iki ayetinde, Resulullah’a hitaben, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hud, 11/112; Şura, 42/15) buyrulmuştur. Çünkü insanlık bakımından olduğu gibi risalet ve tebliğ sorumluluğu bakımından da dürüst ve güvenilir olması gerekiyordu.
Hz. Peygamber’in ahlakını, “insan olması ve tebliğ sorumluluğu yönünden” bu şekilde özetledikten sonra “örnek olma ve temsil sorumluluğu yönünden” kısmını da izah edelim. Kur’an-ı Kerim’in bildirdiğine göre bütün peygamberler kendilerine uyulması, dolayısıyla örnek alınmaları için gönderilmiştir. (Nisa, 4/64) Allah Teâlâ, peygamberleri doğru yolun rehberleri kılmış, insanlara ise onları örnek alıp onların yoluna uymalarını emretmiştir. (Enam, 6/90) Sizin de belirttiğiniz üzere Ahzab suresinin 21. ayetinde, Allah’ın Resulü’nde bizim için güzel bir örnek olduğu vurgulanır. Başka birçok ayette, buyruk ve yasakların doğrudan Hz. Muhammed’e (s.a.s.) yöneltilmesi de onun, ümmetine örnek olacak şekilde davranmakla yükümlü olduğuna delalet eder.
Kur’an-ı Kerim’in bir başka ayetinde, “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” (Kalem, 68/4) buyruluyor. Hz. Peygamber’in yüce ahlakı nasıl şekillenmiştir?
Kur’an-ı Kerim’i insanlara tebliğ edip açıklayan Hz. Peygamber’in, Kur’an’ın ahlak öğretisini hem kendisinin yaşaması hem de toplumuna yaşatmasından daha doğal bir şey olamaz. Bizler, Peygamber Efendimizin nasıl bir ahlak yaşamaya ve yaşatmaya çalıştığını; Kur’an’dan ve daha ayrıntılı olarak onunla yaşayan ilk Müslümanların, onun sözleri ve davranışları hakkında anlattıklarından, bu anlatılanları toplayan hadis ve siyer kaynaklarından öğreniyoruz.
Hz. Peygamber’in ahlakını Kur’an-ı Kerim şekillendirmiştir. Resulullah Efendimizin ahlakı hakkında Kur’an’ın en kuşatıcı ifadesini, sizin de hatırlattığınız Kalem suresinin 4. ayetinde bulduğumuzu söylemek mümkün. Akademik branşım gereği bu ayetin geçmişte nasıl anlaşıldığı hakkında ilk kaynaklardan başlayarak önemli tefsirleri inceledim. Hepsinde, buradaki “hulukun azim” ifadesinin, “edebü’l-Kur’an” yani Kur’an edebi/ahlakı şeklinde açıklandığını gördüm. Ayrıca tefsirlerde bu ayetin ardından, Resul-i Ekrem’in ahlakı hakkındaki bir soruya Hz. Aişe’nin, “Onun ahlakı Kur’an’dı.”şeklinde cevap verdiği zikredilir ve önemi dolayısıyla bu bilgi, konuyla ilgili eski ve yeni kaynaklarda her zaman hatırlatılır. Keza, kaynaklarda Resulullah’a yöneltilen ahlakla ilgili emir ve yasaklar açıklanırken bunların yüce ahlakın kapsamında değerlendirildiği görülmektedir.
Matüridiyye mezhebinin kurucusu olan, kelam ve tefsir âlimi İmam Matüridi (ö. 333/944), bu ayette Resulullah’ın niteliği olarak geçen “yüce ahlak” ifadesiyle Kur’an’ın ona kazandırdığı edep ve ahlakın kastedildiğini belirttikten sonra bu ahlaka örnek olarak, “Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir...” (Araf, 7/199); “...Kötülüğü, en güzel bir şekilde sav.” (Müminun, 23/96; Fussilet, 41/34); “...Müminlere şefkat kanadını indir.” (Hicr, 15/88) mealindeki ayetleri zikreder. Ardından, Resulullah’a emredilen bu davranışların yüce ahlak kapsamındaki erdemlerden olduğunu belirtir. (Te’vîlâtu Ehli’s-Sünne, nşr. M. Bâsellûm, Beyrut, 1426/2005, X, 136)
Peygamberimizin doğruluk, dürüstlük ve güvenilirliği de onun en önemli erdemlerindendir kuşkusuz. Bu kavramları, nebevi ahlakla bağlantılı olarak biraz daha açıklayabilir misiniz?
Tabii ki... Herkes için, en başta da peygamberler için belirttiğiniz erdemler çok büyük önem taşır. M.1283’te vefat eden Zekeriyya el-Kazvinî, Müfîdü’l-‘Ulûm ve Mübîdü’l-Hümûm adlı eserinde (Beyrut, 1997, s. 360-361) Resulullah’ın başlıca erdemlerinin güzel bir özetini verir: “Doğru sözlü olmak, insanlara karşı dürüst olmak, ihtiyacı olanlara yardım etmek, iyiliklere karşılık vermek, güvenilir olmak, akrabalık ilişkilerini yaşatmak, dostlarına karşı alçakgönüllü davranmak, misafir ağırlamak.”
Bu sözler, eskilerin deyimiyle tahdidî değil tadadîdir; yani sınırlayıcı değil örnekler kabilindendir. Kuşkusuz, Hz. Peygamber’in bunlardan başka da çeşitli hâl ve şartlarda sergilediği sayısız erdemleri vardır. Fakat diyebiliriz ki doğruluk, dürüstlük ve güvenilirlik, onun en başta gelen erdemleridir. Onun içindir ki kelam ilminde hem doğru ve dürüst olmak (sıdk) hem de güvenilir olmak (emanet), peygamberliğin şartlarından kabul edilmiştir. Bildiğiniz gibi insanlar, birinin yüksek bir ahlaka sahip olduğunu belirtmek istediklerinde en sık kullandıkları faziletler doğruluk, dürüstlük ve güvenilirliktir.
Şunu da hatırlatayım ki kaynaklar, Hz. Peygamber’e İslam’dan önce de “Muhammedü’l-Emin” denildiğini yazarlar. Emin “güvenilir insan” demektir. 16. yüzyılın başlarında ölen çok yönlü âlim Süyuti’nin er-Riyâzu’l-Enîka adlı eserinde kaydettiği bir rivayete göre Hz. Peygamber’in damadı da Müslüman olmadan önce hanımı Zeyneb’e, “Bintü’l-Emin” (güvenilir zatın kızı) diye hitap edermiş. Süyuti’nin tespitine göre Resulullah’ın şairi Ka‘b b. Malik de Hz. Peygamber’i methederken aynı sıfatı kullanmıştır.
“İman” (inanma) ile “emin” (güvenilir kimse) kelimeleri aynı kökün türevleridir. Emin olmayana iman edilmez; yani güvenilir olmayana inanılmaz. Onun için Kur’an-ı Kerim’de, “doğru, dürüst” anlamındaki “sadık” ile “emin” kelimeleri peygamberlerin sıfatı olarak çeşitli ayetlerde tekrar edilmiştir. Akaid kitaplarında ve özellikle “a‘lâmü’n-nübüvve” başlıklı eserlerde bu kavramların peygamberlerde bulunması gereken temel nitelikler olarak zikredilmesi, Kur’an’da her iki sıfatın da en yüksek ahlaki faziletlerden olduğunu gösterir.
Diyanet İşleri Başkanlığı, Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) veladet gecesini kapsayan zaman dilimini “Mevlid-i Nebi Haftası” olarak her yıl belirli bir tema üzerinden idrak etmeyi hedefliyor. Malumunuz, bu yıl ki temamız da “Hz. Peygamber ve Güzel Ahlak”. Bu bağlamda Hz. Peygamber’in (s.a.s.) güzel ahlakıyla da ilişkili olarak bilhassa onun ailevi ve sosyal ilişkileri, çevresiyle iletişimi konusunda neler söylemek istersiniz?
Öncelikle bütün okurlarımızın Mevlid Kandilini bu vesileyle tebrik etmek isterim. Bazı kıymetli günler ve geceler, müminler için müstesna zaman dilimleridir. Hz. Peygamber’in âlemlere rahmet olarak dünyamızı teşrif ettiği geceye de Müslümanlar tarafından son derece önem verilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, bu geceyi içerisine alan haftayı da “Mevlid-i Nebi Haftası” etkinliklerinde belirli bir tema üzerinden işlemesi; insanların Peygamber Efendimizi anmasına, tanımasına, anlamasına, sevmesine, onun güzel ahlakını ve sünnet-i seniyyesini yaşamasına vesile olması temennisiyle atılan güzel adımlardır. Böylelikle Kur’an ve sünnet yolunda güzel hizmetlerin amaçlanıyor olması da takdir görüyor. Nitekim gönüllerdeki ve zihinlerdeki Peygamber sevgisi de her daim canlı kalıyor. Bilhassa da günümüz insanının manevi dertlerinin yegâne çaresi, Resul-i Ekrem’in güzel ahlakıyla kuşanmaktır.
Sorunuzun, diğer kısmına gelecek olursak şunları hatırlamakta fayda görüyorum: Resulullah’ın aile ilişkileri son derece muntazamdı. Eşlerine saygı duyar, haklarına riayet eder, hatta geceleyin nafile ibadet edeceği zaman bile eşinden izin alma inceliğini gösterirdi.
Hz. Peygamber’in bildiğimiz dinî ve siyasi başarısında ise insani sorunları öncelemesinin büyük payı vardır. Bu bağlamda yoksullar, köle ve cariyeler, kadınlar, yetimler, hastalar, çocuklar, gençler, arkasızlar ve toplumun şefkat, ilgi ve itibar bekleyen diğer dezavantajlı kesimlerine özel yakınlık göstermiştir. Düşmanlarına bile değer verip insanlar arasında kaynaştırıcı bir ilişki kurmayı öncelemiş; iletişim dilinde daima yumuşak ve yapıcı bir üslup kullanmaya özen göstermiştir. Ayrıca Buhari’nin, el-Câmiu‘s Sahîh’inde, Peygamber ahlakının da yer aldığı “Kitabu’l-Edeb”in 78. bölümünün 27. babı “Rahmetü’n-nâs ve’l-behâim” yani “insanlara ve hayvanlara merhamet” başlığını taşır. Bu da son derece önemli bir detaydır.
Son olarak Hz. Peygamber’in gerek aile içi gerekse sosyal ilişkilerine dair edindiğimiz bilgiler; bize, herkesle iletişim kuran ve herkesin kendisiyle kolayca iletişim kurabildiği sade bir insanı resmeder. İnsanların, Hz. Muhammed’e (s.a.s.) sevgi ve saygı duymalarının arkasında, onun sadeliği ve yalın ahlakıyla insanlara telkin ettiği onu kendilerinden bilme duygusu vardı. O, kuru sözleriyle değil yaşadığı hayatla onlardandı. Medine’ye geldiğinde dostlarıyla beraber kerpiçten yapıp üstünü hurma dallarıyla örttüğü evceğizde, mutlu bir aile ortamında yaşamış ve aynı evde sevgili eşi Hz. Aişe (r.a.) validemizin kollarında Refik-i A‘lâ’sına kavuşmuştu.
Öz Geçmiş
Prof. Dr. Mustafa Çağırcı, 1950 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesinde doğdu. Kayseri’de hafızlığını tamamladı. 1969’da Sivas İmam Hatip Lisesinden, 1973’te İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldu.
1977’de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünde lisansüstü çalışmalarına başlayan Çağrıcı, 1982’de Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde doktor, aynı yıl aynı üniversitenin İlahiyat Fakültesinde yardımcı doçent, 1990’da doçent, 1996’da profesör oldu.
Ayrıca Türkiye Diyanet Vakfının çıkardığı TDV İslam Ansiklopedisi’nde yazar ve redaktör olarak 32 yıl görev yapan Çağrıcı, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi bünyesindeki Kur’an Araştırma Merkezinde (KURAMER) çalışmalarını sürdürmektedir.
Çağrıcı’nın İslam felsefesi, ahlak, İslam ve ilahiyat konularına ilişkin kitap, çeviri, makale, bildiri, konferans metni, ansiklopedi maddesi olarak çok sayıda eseri bulunmaktadır.