PEYGAMBERİMİZ VE
GÜZEL AHLAK
Prof. Dr. Safi ARPAGUŞ
Diyanet İşleri Başkanı
Zeminini vicdani, dinî ve içtimai etkenler oluşturduğundan ahlakın; hayatın tüm alanlarına yön veren, tutum ve davranışları belirleyen, fert ve toplum ilişkilerini düzenleyen bir gücü vardır. Her insani faaliyetin kaynağı olması hasebiyle ahlak, insanın hem kendisiyle barışık ve uyumlu bir hayat sürmesinin hem de toplumsal huzurun en önemli dayanağıdır.
İnsanın kendisiyle ve çevresiyle ilişkilerinin sağlıklı ve barışçıl olması; kuşkusuz adalet, merhamet, sadakat, vefa, saygı, duygudaşlık, cömertlik, diğerkâmlık gibi evrensel ahlaki değerlerin içselleştirilmesine bağlıdır. Bütün bu değerler, özünde insanın “insan” olma kimliğinin korunması ve onun yücelmesi için vardır. Bu sebeple insanın, söz konusu değerlerin farkına varmasını ve onları dikkate almasını, yalnızca zihnî bir kabul değil aynı zamanda varoluş amacı ve hayatın anlamı bakımından bir uyanış, içsel bir keşif ve olgunluk emaresi olarak görmek gerekir. Zira ahlaki olgunluğun en önemli göstergesi, mezkûr değerlerin soyut birer kavram olmaktan çıkarılıp hayata yön veren bir bilince dönüştürülmüş olmasıdır.
Ne var ki çağımızda sürekli ve hızlı bir şekilde değişen algılar, iyileştirici gücüyle insanlık tarihinde her zaman önemini muhafaza eden dinî ve ahlaki değerlerin örselenmesine ve hayatın dışına itilmesine yol açmaktadır. Bu durum insanın kendisiyle barışık ve çevresiyle uyumlu bir hayat sürme imkânını daha da güç hâle getirmektedir. Neticede fert ve toplum boyutunda ciddi kırılmalara da sebebiyet veren bu durum karşısında din ve ahlak konularının yapıcı bir üslupla gündemde tutulması ve toplumsal pratiğe dönüştürülmesi büyük bir önem arz etmektedir. Bu noktada yüce dinimiz İslam’ın evrensel ahlak ilkelerinin, tüm insanlık için ilahi bir pusula işlevi gördüğünü belirtmek yerinde olacaktır. Bu ilahi pusulanın en berrak tecellisi ise hayatın tüm alanlarıyla ilgili ahlaki zemini bütüncül bir yaklaşımla bizzat inşa eden
Peygamber Efendimizdir. Zira bütün insani erdemler ve ahlaki değerler onun şahsında hayat bulmuştur.
Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen Hz. Peygamber (s.a.s.), İslam’ın evrensel değerlerini ömrünün her anına yansıtmış, sergilediği tavır ve davranışlarla tüm insanlık için ideal bir örnek olmuştur. Nitekim, “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” (Kalem, 68/4) fermanıyla ahlak-ı nebeviyyeyi medh ü sena eden Cenab-ı Hak, “Andolsun, Allah’ın Resülü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 33/21) ayetiyle de Müslümanları onun örnekliğini benimsemeye davet etmiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) örnekliği, elbette sadece geçmişe ait, o güne özgü ve uzaktan hayranlık duyulan bir örneklikten ibaret değildir. Bilakis ilahi övgüye mazhar olan bu örneklik, kıyamete kadar tüm insanlık için erdemli bir hayatın pratiğini ve çağları aşan boyutuyla vahyin hayata nasıl taşınacağını temsil etmektedir.
Bu bağlamda Sevgili Peygamberimizin mümtaz hayatına baktığımızda, hangi konum ve statüde olursa olsun, hangi meslek ve vazifede bulunursa bulunsun her insanın ufkuna ışık tutacak, benimsediğinde kendisini hem bu dünyada hem de ebedî âlemde huzura kavuşturacak nice güzellikler görürüz. Çünkü Hz. Peygamber’in güler yüzü, nazik tabiatı, ince ve hassas ruhu ile temsil ettiği nebevi ahlakın kaynağı yüce Kur’an’dır. Vahiyle şekillenen bu ahlak, ibadetten eğitime, ticaretten siyasete, aile hayatından devlet yönetimine, beşerî ilişkilerden çevreyle münasebete kadar hayatın her alanında örnek alınacak muazzam bir numune-i imtisal ve kıyamete kadar insanlığın ufkunu aydınlatacak şaşmaz bir saadet kılavuzudur.
Söz, tutum ve davranışlarıyla hayatın her alanında tüm insanlığa yol gösteren Hz. Peygamber, ibadetle muamelat, ticaretle sosyal hayat veya din ile dünya arasında hiçbir ayrım yapmaksızın ömrünü bütünüyle ahlaki sınırlar içinde yaşamış; her tasarrufunda daima Allah’ın rızasını gözetmiştir. Dürüstlük ve sadakati Müslüman şahsiyetinin temel umdelerinden kabul eden Allah Resulü, kuşandığı bu vakur duruş sayesinde çevresinde bir güven iklimi oluşturmuş ve kendisini tanıyan herkes tarafından “el-Emin” olarak anılmıştır. Hayatı boyunca dünyevi hırslardan ve kişisel menfaatlerden uzak durarak her durumda adalete ve hakkaniyete riayet etmesi, insan onurunu yücelterek toplumun tüm kesimlerine -özellikle güçsüzlere, kadınlara ve çocuklara- şefkat ve merhametle muamele etmesi, intikam duygusundan uzak durarak en azılı düşmanlarını bile affedebilmesi, onun ahlakının bariz özelliklerindendir. Nitekim Cenab-ı Hak, “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Âl-i İmran, 3/159) fermanıyla Resulullah’ın bu merhamet merkezli yaklaşımına dikkat çekmektedir.
Her türlü kötülüğün sıradanlaştığı, adaletsizlik, merhametsizlik, haksızlık, arsızlık ve bencilliğin ruhları esir aldığı, insan ilişkilerinde kişisel menfaatlerin öne çıktığı günümüzde, insan onuruna layık bir hayat yaşamanın yolu, Peygamber Efendimizin cihanşümul ahlakını tanımaktan ve ona sıkı sıkıya sarılmaktan geçmektedir. Bireysel huzurun ve toplumsal barışın temini, ancak “Sizden biri kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” buyuran Resulullah’ın ahlakını hayat düsturu edinmekle mümkün olabilecektir.