NESİLLERİ KORUYAN VE KİMLİK İNŞA EDEN BİR MEKTEP
AİLE
Dr. Canan ZERENAY AVAN
Ankara Rıfat Börekçi Dinî İhtisas Merkezi Eğitim Görevlisi
یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا قُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْلٖیكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَیْهَا مَلٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا یَعْصُونَ اللّٰهَ مَٓا اَمَرَهُمْ وَیَفْعَلُونَ مَا یُؤْمَرُونَ
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.”
(Tahrim, 66/6)
İnsan, dünyaya gözlerini açtığında kendisini bir ailenin içinde bulur. İlk sözlerini ailede öğrenir, ilk sevgiyi ailede tadar, hayata dair ilk değerleri ailede kazanır. Bu sebeple aile, insanın karakterinin, kimliğinin ve dünya görüşünün şekillendiği ilk ve en önemli mekteptir. Kur’an-ı Kerim’in aileye verdiği önem tam olarak bu noktada ortaya çıkar. Nitekim Yüce Allah, “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (Tahrim, 66/6) buyurarak müminlere, kendileri ile birlikte ailelerinden de sorumlu olduklarını hatırlatmaktadır.
Bu ayet, aile kurumunun temel görevlerinden birine işaret etmektedir: Korumak. Burada geçen koruma kavramı “takva” kelimesinin kökenidir. Kastedilen ise insanı; inancını, ahlakını ve şahsiyetini tehdit eden her türlü olumsuzluktan uzak tutabilmektir. Çünkü insanın karşılaştığı en büyük tehlikeler, çoğu zaman dışarıdan gelen maddi tehditler yerine iç dünyasını ve değerlerini aşındıran manevi etkilerden kaynaklanmaktadır.
Günümüzde çocuklar ve gençler, önceki nesillerin hiç karşılaşmadığı kadar yoğun bir bilgi ve etki bombardımanına maruz kalmaktadır. Dijital medya, sosyal ağlar, popüler kültür ve tüketim odaklı yaşam anlayışı; bireylerin düşünce dünyasını, tercihlerini ve kimlik algılarını derinden etkilemektedir. Böyle bir ortamda aile, bireyi dış dünyanın olumsuz etkilerine karşı koruyan bir sığınak ve güven limanı olma işleviyle her zamankinden daha büyük bir önem kazanmaktadır. Zira aile, insanı ayakta tutan sağlam bir değer zemini ve aidiyet duygusunu besleyen en güvenli yerdir.
Kur’an’da Lokman’ın (a.s.) oğluna yaptığı nasihatler, aile içinde gerçekleşen kimlik ve kişilik inşasının en güzel örneklerinden biridir. Lokman’ın öğütleri dikkatle incelendiğinde onun, evladının inancını güçlendirmeye, ahlakını güzelleştirmeye ve karakterini olgunlaştırmaya çalışan bir eğitimci olduğu görülecektir. “Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma...” (Lokman, 31/13) diye başlayan öğütler; Allah bilinci, sorumluluk duygusu, ibadet alışkanlığı, tevazu, ölçülü davranış ve güzel iletişim gibi hayatın temel değerlerini içermektedir.
Aslında her çocuk dünyaya büyük bir potansiyelle gelir. Bu potansiyelin hangi yönde gelişeceği ise büyük ölçüde içinde yetiştiği aile ortamıyla ilişkilidir. Sevginin, saygının, merhametin ve güvenin hâkim olduğu aileler; öz güveni yüksek, sorumluluk sahibi ve sağlam karakterli bireylerin yetişmesine katkı sağlar. Buna karşılık iletişimin zayıf olduğu, sevgi ve ilginin ihmal edildiği ortamlarda çocuklar farklı arayışlara yönelebilmekte ve kimliklerini başka çevrelerin etkisi altında şekillendirebilmektedir. Bu nedenle aile, sadece aynı evi paylaşan bireylerin oluşturduğu bir birliktelik olarak değerlendirilmemelidir. Aile; değerlerin yaşandığı, davranışların örneklerle öğretildiği ve kişiliğin adım adım inşa edildiği bir eğitim ortamıdır. Çocuklar çoğu zaman anne-babalarının söylediklerinden ziyade yaptıklarını öğrenirler. Bundan dolayı aile içinde sergilenen dürüstlük, merhamet, sabır ve sorumluluk gibi erdemler, çocukların karakter dünyasında kalıcı izler bırakır.
Diğer yandan, aileyi koruyan önemli unsurlardan biri de birlikte geçirilen nitelikli zamanlardır. Herkesin kendi ekranına yöneldiği, ortak sohbetlerin ve paylaşımların azaldığı bir hayat tarzı, aile içindeki bağların zayıflamasına yol açabilmektedir. Oysa güçlü aileler, aynı mekânda sevinçlerini, kaygılarını, umutlarını ve değerlerini paylaşabilen ailelerdir. Çocukların kendilerini güvende hissetmeleri, duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilmeleri, aile içindeki bu sağlıklı iletişim ortamıyla mümkündür.
Tahrim suresindeki ilahi çağrı, bugün de bütün canlılığıyla anlamını korumaktadır. Kendimizi ve ailemizi korumak; esasen çocuklarımızı hayata ve ahlaki sorumluluklara hazırlamaktır. Onlara meslek kazandırmak kadar değer kazandırmak, gelecek planları yapmak kadar karakterlerini güçlendirmek de ailelerin öncelikli görevleri arasındadır.
Ailenin eğitimdeki en büyük gücü, çocuklara rol model olmaktır. Çünkü çocuklar, çoğu zaman kendilerine anlatılanı değil yaşanılanı öğrenirler. Anne babanın kullandığı dil, insanlarla kurduğu ilişki, ibadetlere gösterdiği özen, öfke karşısındaki tutumu ve günlük hayattaki davranışları çocuk için sessiz fakat etkili birer eğitim aracına dönüşür. Bu nedenle, çocuklarına değer kazandırmak isteyen anne babaların öncelikle kendi eğitim ve gelişimlerine önem vermeleri gerekir. Zira sabrı öğreten kişinin sabırlı, dürüstlüğü öğreten kişinin dürüst, saygıyı öğreten kişinin saygılı olması beklenir.
Kur’an’da peygamberlerin hayatları incelendiğinde onların aileleri için en güzel örnekler oldukları görülür. Hz. İbrahim’in teslimiyet ve tevhit konusundaki kararlı duruşu, Hz. Yakub’un çocuklarına yönelik samimi öğütleri, Lokman’ın (a.s.) oğluna hitabındaki şefkatli üslubu ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) aile fertlerine karşı sergilediği merhamet ve nezaketi aile eğitiminde örnekliğin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Nitekim sözün tesiri, onu söyleyen kişinin hayatında karşılığını bulduğu ölçüde artar. Aile içinde verilen eğitimin kalıcılığı, büyük ölçüde ebeveynlerin temsil gücüne ve örnekliğine bağlıdır. Kur’an’ın rehberliğinde şekillenen aileler hem bireylerini koruyan hem de topluma erdemli nesiller kazandıran güçlü kurumlar olmaya devam edecektir.
Yeni eğitim öğretim yılının başladığı bugünlerde çocuklarımızın gönül dünyalarını ihmal etmemeliyiz. Zira eğitim, yalnızca okul sıralarında gerçekleşen bir faaliyet olmamalıdır; onun ilk ve en kalıcı adresi ailedir. Okullarımızın başlattığı eğitim seferberliğine evlerimizde bizler de katkı sunmalıyız. Bunun yolu ise çoğu zaman nasihat etmekten önce anlamaktan geçmektedir. Günümüz çocukları ve gençlerinin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, anlaşılmak ve değer gördüklerini hissedebilmektir. Evlatlarımızla kurulacak samimi iletişim ve onların duygu düşüncelerine kulak vermek, eğitim sürecinin temelini oluşturacaktır. Çünkü anlamadan yönlendirmek, dinlemeden öğüt vermek çoğu zaman istenilen etkiyi meydana getirememektedir.