MANEVİYATIN GÖRÜNMEZ ZEHRİ BENCİLLİK
Dr. Hüseyin Sırrı SUNAR
Ankara Dinî Yüksek İhtisas Merkezi Müdür Yardımcısı
عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ"
Enes’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Nebi (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz kendisi için istediği şeyi din kardeşi için de istemedikçe (kâmil manada) iman etmiş olmaz.”
(Buhari, İman, 7)
Kendi çıkarlarını ön planda tutarak başkalarının duygularını ve ihtiyaçlarını göz ardı etmek, yalnız kendisiyle ilgilenmek, herkesi ve her şeyi kendi yararına kullanmayı istemek şeklinde tanımlanabilecek olan bencilliğin temelinde insanın yaratılışındaki bazı özellikler yatmaktadır.
İnsan; akıl, öfke, arzu gibi güçlerle ve sevgi, merhamet, korku gibi duygularla yaratılmıştır. Bir bedeni olduğu gibi bir de ruhu olan insanın her iki yönden de kendine has ihtiyaçları bulunur. İnsan ruhu farklı eğilimlerin birleşmesinden oluşur; içinde şeytani ve rabbani eğilimler barındırır. İnsanın, tüm bu yönlerinden kaynaklanan ihtiyaçları vardır. Her insan, kendi yararına olan şeyleri elde etmek ve kendisine zarar verecek şeyleri ortadan kaldırmak dürtüsüyle hareket edecek şekilde yaratılmıştır (İhya-ü Ulumi’ddin, 2699). Yaptığı her eylemde, özünde bir çıkar sağlama veya zarardan kaçınma dürtüsüyle hareket eder. Tamamen çıkarsız hareket etmek (hiçbir fayda amacı gütmeden bir iş yapmak) yalnızca yaratıcıya özgü bir niteliktir (İhya, 2727). İslam âlimlerinden Nesefi, insanın bir eylemi yalnızca kendi faydası için (sevap kazanmak, azaptan kurtulmak, övülmek veya vicdanını rahatlatmak vb.) yaptığını açıkça ortaya koymuştur (Tebsıratü’l-edille, 2/663). İnsan, bir şeyin faydalı ya da zararlı olduğuna ikna olduğunda bu durum onun iradesini harekete geçirir. Eğer bir engel yoksa bu irade eyleme dönüşür (Kestelî, Haşiyetü Şerhi’l-akâid, 118).
Bu dünya bir sınav yeridir. Bu yüzden fayda ile zarar iç içe geçmiş durumdadır. Tamamen zararsız bir fayda ya da tamamen faydasız bir zarar görmek ya çok nadirdir ya da hiç yoktur. Bu açıdan bakıldığında büyük bir fayda elde etmek için küçük bir zararı göze almak ya da gelecekteki büyük ve önemli bir kazanç için şu anki küçük bir zarara katlanmak, insanı diğer canlılardan ayıran önemli bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Gelecek düşüncesinin sadece bu dünya ile sınırlı kalmayıp ahireti de kapsaması ise bir Müslüman’ın en belirgin özelliğidir. Ahiret kazançları; zaman, miktar ve nitelik açısından dünya ile kıyaslanamaz. Dünya çıkarlarının aksine kalıcı, kesintisiz ve sonsuzdur. Allah’ı görmek ve O’nun rızasını kazanmak gibi eşsiz değerdedirler.
Bunların gerçek olduğuna inanan ve bu inanca göre nefsini arındırıp eğiten bir Müslüman; bu sayede her türlü fedakârlığa, başkalarını düşünmeye ve canıgönülden paylaşmaya açık hâle gelir. Gerektiğinde canını, malını ve dünyalık tüm çıkarlarını gözden çıkarabilir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.), “Sizden biriniz kendisi için istediği şeyi din kardeşi için de istemedikçe (kâmil manada) iman etmiş olmaz.” buyurarak konunun imanla doğrudan bağını ortaya koymuştur. Alçakgönüllülük, sevgi, dostluk, yardımlaşma, dayanışma, fedakârlık, başkalarını kendinden önde tutma ve cömertlik gibi ahlaki erdemlerin temelinde hep bu iman ve bilinç yatmaktadır.
Buna karşılık bencillik birçok günahın, zulmün ve haksızlığın ana kaynağıdır.
• Bencillik, her şeyden önce kişinin kendisine zarar verir: İnsan ancak içinde yaşadığı toplumla birlikte huzurlu ve mutlu olabilir. Toplumdan soyutlanmış bireylerin huzuru ve mutluluğu yakalaması mümkün değildir. Ayrıca bencil insan, kendini yalnızlığa mahkûm eder. Yalnızlık ise beraberinde birçok psikolojik rahatsızlığı getirir.
• Toplum hayatının düzenini tehdit eder: Toplumsal düzenin can damarı olan yardımlaşma, dayanışma ve iş birliğine engel olur. Başkalarına zarar verme pahasına sadece kendi çıkarını düşünme anlayışı, kaçınılmaz olarak zulüm ve haksızlıklara yol açar. Bunun sonucunda adalet zedelenir. İnsanlarda “kullanılıyorum/istismar ediliyorum” duygusu yayıldıkça toplumdaki “yardım etme ve iyilik yapma” arzusu zayıflar ve zamanla yok olur.
Her ne kadar insan nefsi, yaratılışı gereği kıskançlığa ve bencil duygulara yatkın olsa da gerçek iman sahibi olabilmek bu bencilliği aşmakla mümkündür. Dinimiz, insanı kendi içine hapseden bu bencil duyguların panzehri olarak alçak gönüllülüğü ve cömertliği sunar. Unutmamak gerekir ki kibirden uzak duran mütevazı insanlar Allah katında çok daha değerli ve duaları kabul olmaya daha layık kimselerdir. Hayatın gayesi sadece tüketmek değil bereketi paylaşmaktır. Gerçek iyiliğe ve ahlaki olgunluğa ulaşmak da ancak insanın en çok sevdiği, değer verdiği şeyleri Allah rızası için başkalarıyla paylaşabilmesiyle mümkündür.
Bu pencereden bakıldığında insanı ve toplumu çürüten kötü huyların başında cimriliğin geldiği açıkça görülecektir. Öyle ki temel ihtiyaç anında bile elindeki imkânı esirgeyen, örneğin yanı başındaki susuz kalmış birinden bir yudum suyunu sakınan kişi, aslında kendi eliyle ilahi rahmetten mahrum kalmayı tercih etmiş demektir. Oysa İslam, bencilliğin tam aksine muazzam bir kardeşlik hukuku inşa eder. Bir kul, din kardeşinin yardımında ve desteğinde olduğu sürece âlemlerin rabbi olan Allah da onun yardımcısı olmaya devam eder.
Bu yardımlaşma ve dayanışma sadece maddi imkânlarla da sınırlı değildir; bencilce davranmayıp bilgi ve tecrübeyi paylaşmak da bu sorumluluğun bir parçasıdır. Kendisine fikir danışan, akıl sormaya gelen bir kişiye doğru ve samimi görüşü bildirmek her mümin için kaçınılmaz bir görevdir. İnsan, ellerini semaya açtığında da sadece kendisini düşünmemeli, dualarında bile bencillik yapmaktan özenle kaçınmalıdır. Çünkü müminler, acıyı da sevinci de ortaklaşa yaşayan, birbirine sımsıkı bağlı tek bir beden gibidir.