KOYUNHİSAR MUHAREBESİ

Alparslan AKÇA

Tarihin akışını değiştiren olaylar da tıpkı doğa olaylarına benzer: Bazen yatağında durağan ırmakların birden sel olup coşkun akması bazen nehirlerin yatak değiştirmesi gibi… Bazen de küçük çaylar, koca koca kayaları çatlatır da arkasından gelecek olan büyük akıntılara yol açar. 27 Temmuz 1302’de Koyunhisar’ın tozlu düzlüklerinde yankılanan kılıç sesleri, o çatlağı açacak hamle ve ileride gelecek devletleşme iradesinin de habercisiydi.

Kayı Boyu beylerinden Ertuğrul Gazi’nin oğlu Osman Bey, konargöçer aşiretini bir arada tutuyor; yerel tekfurlarla (Bizans’ın uç beyleriyle) mücadelesini sürdürüyor, Anadolu’daki yerini sağlamlaştırıyor; dağınık hâlde bulunan diğer Türkmen beyleri ise artık her yerde onun adını duyuyor, yiğitliğini ezber ediyordu.

Osman Bey, çevresindeki Türkmen nüfusunu gaza ve cihat idealinde buluşturmaya çalışıyor, gayrimüslimlere hoşgörüyle davranarak onların sadakatini kazanıyor; Ermenibeli (1284), Kulacahisar (1285), Karacahisar (1299) ve İznik (1301) gibi muhtelif kuşatma, gaza ve fetihlerle de tarihteki rolünü kuvvetlendiriyordu. Böylece Koyunhisar zaferine giden süreç giderek hızlanıyordu.

Takvimler 27 Temmuz 1302’yi gösterdiğinde Osman Bey ve cengâverleri, Koyunhisar’da Bizans İmparatorluğu’nun büyük ve düzenli ordusuyla karşı karşıya geldi ve tarihteki ilk düzenli meydan savaşını kazanarak “aşiret” nehirlerinden “devlet” denizlerine yelken açtığını ilan etti. Bu zafer, onun için yalnızca askerî bir başarı değil âdeta bir meşruiyet beratıydı. Böylece diğer Anadolu beylikleri arasında Osman Gazi’nin itibarı daha da artmış; Anadolu’daki Türkmen nüfus, gazalara katılmak için kitleler hâlinde onun sancağı altına girmeye başlamıştı. Bu zaferden sonra Anadolu’nun dört bir yanından gaziler, dervişler ve aşiretler, siyasi rüştünü kanıtlayan Osman Gazi’nin liderliği etrafında bir araya geldiler.

Koyunhisar Muharebesi’nde edinilen zafer, uç beyliğinden cihan devletliğine giden yolda mühim bir kırılma noktasıdır. Osmanlı askerî teşkilatının esnekliğini ve etkinliğini göstermesi bakımından önemli olan bu savaş; Osmanlıların bölgede geçici bir akıncı grubu olmadığını, aksine kalıcı bir siyasi güç olduğunu tescilleyen ve Bizans’ın Anadolu’daki son savunma hatlarını da kıran tarihî dönüm noktalarındandır. Bu büyük zafer aynı zamanda Osmanlı’nın “devletleşme” iradesinin detoprağa kazınmış bir senedidir.