KALBİN EMANETİ

SILA-İ RAHİM

Aliye DORUK

Yüce dinimiz İslam’ın bizlere öğrettiği en zarif ve derin değerlerden biri sıla-i rahimdir. Bu değer, Rabb'imizin kalplerimize bıraktığı bir rahmet izidir. İnsanların birbirine uzaklaştığı zamanlarda bile gönülleri yeniden yakınlaştıran bir ilahi çağrıdır.

İnsanın kalbine en yakın yol, ailesine ve akrabalarına uzanan yoldur. Sıla-i rahim, ziyaret olmasının yanında kalbe yüklenen bir huzur, gönle kurulan bir köprü ve Allah’ın rızasına açılan bir kapıdır. Çünkü Rabb’imiz, akrabalarla ilişkileri korumayı bize emretmiş; Peygamberimiz (s.a.s.) ise bu bağların koparılmasını kalbin kurumasına, ömrün bereketsizleşmesine benzetmiştir.

Zaman, insanların arasına mesafeler koysa da gönüller aynı kökten beslenir. Bir “Nasılsın?” demek bile yıllardır suskun kalan muhabbetleri diriltir. Nitekim sıla-i rahim; unutanı hatırlamak, kırılanı onarmak, uzak düşeni yeniden yakın kılmaktır. Ailemizin, akrabalarımızın, komşularımızın gönül kapılarını çalmaktır. Onların sesine kulak vermek, sevinçlerini yüreğimizde taşımak, acılarını paylaşmaktır. Kan bağıyla yahut evlilikle kurduğumuz bağları merhametle, sadakatle ve iyilikle örmektir. Bu bağı koruyan, güçlendiren, diri tutan gönüller insanların sevgisine mazhar olurken Rabb’imizin de rızasına yaklaşırlar. Çünkü akrabalarına kol kanat geren kimse aslında kendi kalbini aydınlatır, kendi yolunu bereketlendirir. İslam, akrabaya hakkını vermeyi, yardım ve iyilik etmeyi “Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma!” (İsra, 17/26) ayetiyle emrederken akrabalık bağının koparılmasını ise yasaklar.

İnsanın zor zamanlarda sığınacağı ilk liman ailesi ve akrabalarıdır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bütün varlıklara merhametle davranılmasını emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Merhamet edene Rahman olan Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündeki mahlukata merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” (Ebu Davud, Edeb, 58) Yine Allah Resulü (s.a.s.) “Kim rızkının bollaştırılmasını yahut ecelinin geciktirilmesini arzu ederse akraba ilişkilerini sürdürsün!” (Buhari, Edeb, 12) buyurarak akrabalık ilişkilerinin önemine işaret etmiştir.

Sıla-i rahim, gurbeti yurt, uzaklığı yakın kılar. Bir gönlü hoş etmek, bir kalbi teselli etmek insanın kendi kalbine ektiği iyilik tohumudur. Çünkü biliriz ki akrabaya yapılan ziyaret; Allah’ın rahmetini çeken, ömrü bereketlendiren, rızkı genişleten bir ibadettir. Unutulmuş bir ismi gün yüzüne çıkarmak, kırılmış bir kalbi onarmak, yıllar önce uzatılan bir eli yeniden tutmaktır. Rabb’imizin lütfu olan bu emanet, insanı insana bağlayan görünmez bir rahmet yumağıdır; dağılırsa gönül dağılır, tutunursa hayat güzelleşir.

Sadece bir ziyaret olmayan sıla-i rahim bir gönle uğramak, bir yüreğe ses olmak, bir solukta dua olmaktır. Yakınlarımızın kapısını çalmak; bir tebessümle dertlerini hafifletmek ve bir kelimeyle umutlarını yeşertmektir. Yine onlarla sevinçleri paylaşınca çoğaltmak, kederleri bölüşünce azaltmaktır. Bir kardeş düşmüşse kaldırmak, bir anne yalnız kalmışsa yanında durmak, bir akraba sıkıntıya düşmüşse el uzatmaktır. İnsanlığın ağır yükünü merhametle taşıyabilmektir.

Sıla-i rahim, kan bağıyla ya da evlilik bağlarıyla birbirine dokunan yürekleri diri tutma çabasıdır. Bu bağları kurutan kişi kendi içini kurutur, yeşerten ise yine kendi gönlünü mamur eder. Zira akrabalık bağını gözeten kimse, insanların muhabbetine kavuşur; en mühimi de Allah’ın rızasına erişir. Geriye, iyiliğin iz bıraktığı bir ömür kalır.

İslam’ın gönüllerimize nakşettiği en nadide değerlerden biridir sıla-i rahim. Bu değer, insanı insan yapan, kalpleri birbirine yaklaştıran bir rahmet vesilesidir. Rabb’imizin bizlere sunduğu ilahi bir nimettir; insanı kendi köklerine bağlayan sıcak bir sığınaktır. Anne babamızın duasında huzur bulmak, kardeşlerimizin gülüşünde güç kazanmak, akrabalarımızın varlığında kendimizi tamamlamaktır. Bir telefonun ucunda “Nasılsın?” demek kadar sade ama bir ömür hatırlanacak kadar kıymetli bir iyiliktir. Bazen bir selamdır bazen bir ziyarettir bazen de yalnızca bir omuz, bir destek ve bir tesellidir. Yakınlarımız sıkıntıya düştüğünde koşup yanlarında durmak, acılarını hafifletmek; sevinçleri olduğunda sevincimiz bilip paylaşmaktır. Hayatın yorduğu zihinleri muhabbetle dinlendirmek, kırılmış kalpleri muhabbetle onarmaktır.

Bir gönlü gözetmek, bir yürekten haberdar olmaktır sıla-i rahim. Bir kapı eşiğinde bekleyen umut, bir selamla can bulan sevgi, bir hatırlayışla titreyen kalptir. Yakınlarımızı aramak, hâllerini sormak; onların sevincine yoldaş, kederine sırdaş olmaktır. Akrabalık bağlarını diri tutan kimsenin yolu bereketle genişler. Çünkü bu bağı yaşatmak, Rabb’imizin hoşnutluğunu kazandırır, insanın kalbini yumuşatır, ömrünü güzelleştirir.

İyiliklerin kapısını açan bir rahmet anahtarıdır sıla-i rahim. İnsan, kendisine verilen onca nimetin arasında en çok yakınlarının gölgesinde serinler, onların duasıyla güçlenir ve varlığıyla tamamlanır. İşte bu yüzden sıla-i rahim, dinî emir olmanın ötesinde insanlığımızı yeniden hatırlatan bir gönül terbiyesidir.

Şu dünya hayatında, akrabalarımız içerisinde bizlere iyi davrananlar olabileceği gibi sıkıntı verebilenler de olabilir. Aslolan ise bizlere sıkıntı çıkaranlara karşı affedici olmaktır. Sahabeden biri Peygamberimize (s.a.s.) gelerek “Ey Allah’ın Resulü! Ben akrabamla ilişkilerimi sıcak tutmaya çalışıyorum, onlarsa beni arayıp sormuyorlar. Onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara yumuşak davranıyorum, onlar bana kaba davranıyorlar.” dedi. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.s.), akrabalarına her şeye rağmen güzel davranmaya devam ettiği sürece Allah’ın yardımının kendisiyle olacağını (Müslim, Birr, 22) bildirdi. Peygamberimiz (s.a.s.) başka bir hadis-i şeriflerinde bu durumu şöyle ifade etmektedir: “İyiliğe benzeri ile karşılık veren kişi, tam anlamıyla akrabasını görüp gözetmiş olmaz. Hakiki sıla-i rahim, kişinin kendisi ile ilgiyi kesenleri görüp gözetmesidir.” (Buhari, Edeb, 15) Çünkü asıl mesele aramayanı arayabilmek, gelmeyene gidebilmek, hataları affedip kusurları örtebilmektir.

Yüce dinimiz İslam’ın asla tasvip etmediği akrabalar arası ilişkiyi keserek akrabalık hukukunun ve ahlakının gereklerini yerine getirmemek bir Müslüman’a yakışmaz. Çünkü insanın diğer insanlarla olan ilişkileri, yakınları ile olan ilişkilerine göre şekillenir. Toplumdaki sevgi ve dayanışma bağlarının kuvvetlenmesi aileden başlar; oradan akrabalara, komşulara ve diğer kesimlere uzanır. Sonunda fert ve toplumsal alanda barış, huzur ve mutluluk oluşur.

Günümüzdeki bunca iletişim ve ulaşım araçlarına rağmen sıla-i rahim her geçen gün biraz daha zayıflamaktadır. Ne yazık ki sıla-i rahim artık sadece birinci derece akrabaların ziyaretine indirgenmiştir. İkinci ve üçüncü derece akrabalar âdeta birbirlerini unutmuşlar, genç kuşaklar ise belki de hiç tanışamamışlardır. Söz konusu ilişkiler de bayramlaşma, düğün veya cenaze merasimlerine katılma şeklinde kısa süreli devam etmektedir.

Sıla-i rahimin, Allah’ın ve Peygamberimizin sevgisine ulaşmanın yolu olmasının yanında yüreğimizi hafifleten, ruhumuza huzur ve sevinç katan bir hazine olduğunu anlayabilseydik yakınlarımızı arayıp hâllerini sormayı, ihtiyaçlarıyla ilgilenmeyi, küçücük de olsa tebessümü asla ihmal etmezdik. Dünya öyle bir hâl aldı ki bir tuşla dünyanın öbür ucundaki insanlarla konuşabiliyoruz ama yanı başımızdakileri görmezden geliyoruz. Oysa akrabalık bağlarını güçlü tutmak, kalplerimizi birbirine yakın kılmak, hayatın gerçek güzelliklerini hissetmenin en güzel örneğidir.

Biz örnek olmadığımız sürece çocuklarımız bu değerleri nasıl öğrenecekler? Akrabalarıyla gönül zenginliği içinde olmanın, sevinçleri paylaşmanın ve kederleri birlikte hafifletmenin kıymetli olduğunu kim gösterecek onlara? Her gülüşün, her küçük ilginin, paylaşıldığında çoğalan sevinçlerin, hafifleyen hüzünlerin gücünü kim tanıtacak?

Müslüman, dinimizin bu kadar önem verdiği rahim ve rahmet bağlarını zayıflatmamalı, aksine güçlendirmek için çaba göstermelidir. Bağların kopmasıyla aradaki rahmetten, sevgi ve merhametten mahrum kalacağını unutmamalıdır. Anne-babasının, eş ve evladının gönlünü hoş tutmalı, akrabalık hak ve hukukuna riayet etmelidir. Onların ihtiyaçlarını gidermeli, yakın-uzak akrabalarını, komşularını ihmal etmemelidir. Her biri kendisi için bir değer olan yakınları ile arasına duvar örmemelidir. Vefat etmiş olanları rahmet ve dualarla yâd etmeli, onlar adına hayır hasenat yapmaya gayret etmelidir.

Öyleyse, çok geç olmadan kalplerimize düşen bu ilahi emaneti özenle taşıyalım; unutanı hatırlayıp daralanı ferahlatalım. Çünkü sıla-i rahim, bizleri önce birbirimize, sonra Rabb’imizin rahmetine ulaştıran zarif bir köprüdür. Akrabanın kapısına giden her adım, insanın kendi kalbine attığı en güzel adımdır.