İSLAMİ İLİMLER KAVŞAĞINDA BİR KÖŞE TAŞI: 

ER-RİSÂLE

Dr. Elif ERDEM

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

İbadetten günlük yaşama, ekonomiden devlet yönetimine, toplumsal hayattan uluslararası ilişkilere insanın her alandaki faaliyetlerini düzenleyen, ayrıntılı ve çoğu zaman da girift meselelerle ilgilenmesi gereken fıkıh ilmini güçlü bir sistematiğe kavuşturan kadim bir kılavuz: er-Risâle.

Fıkıh usulüne dair günümüze ulaşan ilk eser olan er-Risâle, Muhammed b. İdris eş-Şafi (ö. 204/820) tarafından, kendisi gibi fıkıh ve hadis ilimlerinde temayüz etmiş bir âlim olan Abdurrahman b. Mehdi’nin talebiyle kaleme alınmıştır. “Küçük kitapçık veya mektup” anlamlarına gelen “risale” ismiyle anılması, mektup olarak gönderilmesinden kaynaklanmış olmalıdır. Fakat Bağdat’ta yazıldığı bu ilk hâliyle kalmamış; İmam Şafi, üzerinde tasarruflarda bulunduğu bu esere ilmî olgunluğa eriştiği Mısır yıllarında son hâlini vermiştir. Yazıldığı dönemden itibaren geniş çaplı yankı uyandıran eserin kıymeti, müellifinin ilmî birikimi, sistematik düşünce becerisi ve muhakeme yeteneğinden gelmektedir. Zira İmam Şafi, tek bir kanaldan beslenmeyip muhtelif bölgelerdeki fıkıh bilgisini ana kaynaklarından alarak özümsemiş ve tek bir metoda bağlı kalmak yerine farklı fıkıh ekollerinin izlediği yöntemler üzerinde çalışarak nihayetinde özgün bir düşünce sistemi geliştirmiştir. Bu doğrultuda İmam Malik’ten Medine fıkhını, Hanefi mezhebinin öncülerinden Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’den Irak fıkhını öğrenen müellif, Mekke’de kaldığı süreçte buranın fıkhına da vâkıf olmuş; böylece dönemin mevcut hukuk birikimden azami ölçüde istifade etmiştir. Bu zengin birikim ona kapsayıcı bir bakış açısı kazandırmış, ekollerin güçlü ve zayıf yönlerine vâkıf olması, meseleleri daha sağlıklı biçimde ele alarak güçlü argümanlar geliştirmesine imkân sağlamıştır. Aynı konuya verilen hükümlerdeki farklılıkları ve çatışmaları değerlendirerek bunların arka planındaki sebeplere yönelen İmam Şafi, fıkhi hükümlerin ortaya çıkış sürecini irdelemiş ve doğru hüküm vermek için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine dair temel ilkeler ortaya koymuştur. er-Risâle, onun fıkıh usulüne dair geliştirdiği bu özgün düşünce sistemini özlü bir şekilde ortaya koyan kurucu bir metindir.

er-Risâle’nin şekillenmesinde dönemin tartışmaları etkili olmuştur. Haricîlik, Mürciilik, Şia, Malikilik ve Hanefilik gibi pek çok farklı mezhebin varlığına şahit olduğumuz bu dönemde Hz. Peygamber’in otoritesi, sünnetin ne olduğu, hadisin delil değeri gibi konular üzerinde ciddi tartışmalar yaşanmaktaydı. Bir yandan Mutelize’nin dinî meselelerin anlaşılması ve yorumlanmasında aklı önceleyen tutumu, bir yandan hakkında ayet veya hadis bulunmayan konularda şahsi görüşlere başvurmakta beis görmeyen re’y ehlinin yaklaşımları, bir yandan da hadis uydurmacılığının etkisiyle hadislere duyulan güvenin azalması eserin yazılmasında tetikleyici rol oynamıştır. er-Risâle’de o, ayet ve hadislerin (nas) otoritesini ortaya koymayı hedeflemiş, bu minvalde kitabına “Beyan” kavramını açıklayarak başlamıştır. Buna göre günlük hayatta karşılaşılan her meselenin çözümünü naslarda bulmak mümkündür. Kur’an’da bazı hususlar açıkça bildirilmişken bazıları Hz. Peygamber’in açıklamasıyla bilinebilir. İlahi hitapta hüküm belirtilmeyen konularda Hz. Peygamber bir sünnet ortaya koyabilir, bunun da aslı Kur’an’da var olduğundan ona da uymak gerekir. Kur’an ve sünnetin çelişmezliğine dikkat çeken müellif, Hz. Peygamber olmadan Kur’an’ın da anlaşılamayacağını özellikle vurgulamıştır. Herhangi bir konuda bir hadis rivayeti varsa bu, tek kanaldan gelmiş bile olsa başkalarının görüşlerine tercih edilir.

Beyan bahsinden sonra kitapta işlenen başlıca konular şunlardır: Kitap ve sünnetteki âm ve has (genel ve özel) ifadelerle bunlar arasındaki ilişki, sünnetin hüküm kaynağı oluşu, nesih, bilginin çeşitleri ve değeri, hadis rivayeti, hadislerdeki illetler, haber-i vahid, icma, kıyas, ictihat, istihsan, ilim ehli arasındaki görüş ayrılıkları ve sahabe kavilleri... Bu konulara baktığımızda eserin fıkıh usulü konularının tamamının işleyen bir kitap olmadığı fark edilmektedir. Zira İmam Şafi’nin böyle bir hedefi yoktur. Onun maksadı, fıkhi hüküm vermede keyfîliği ortadan kaldırmak için tutarlı bir usul belirlemektir. Kitap ve sünnetin otoritesinin vazgeçilmez olduğu bu usulde farklı durumlarda bu esaslardan nasıl hüküm çıkarılacağı meselesi sistematik bir düşünceyle ele alınmıştır. Bununla birlikte metinde kurgusal kopukluklar ve tekrarlara da rastlanmaktadır. Bu eksiklikleri er-Risâle’nin yazılı telif geleneğinin henüz oluşmadığı bir dönemin ürünü olmasıyla izah etmek mümkündür.

Dinin anlaşılmasında ve yaşanmasında Kur’an’ın yeterli olduğu, doğruluğundan emin olmanın zor olduğu hadis ve sünnetlere ihtiyaç duyulmadığı şeklindeki anlayışı hükümsüz kılmaya gayret eden müellif, eserin bütününde Hz. Peygamber’in otoritesini temellendirmeye azami gayret göstermiştir. Kitabın içeriğine baktığımızda büyük bir kısmının hadis konularını izaha ayrılmış olması bu çabanın en bariz göstergesidir. Bu bakımdan eser, hadis usulü alanında da ilkler arasına girmiş; ele aldığı konular, tanımlar ve kaidelerle klasik hadis usulünde de önemli bir kilometre taşını temsil etmiştir. Eserde vurgulanan bir diğer tema da Arapçanın önemidir. Arap dilinin Kur’an’ı anlamak için elzem olduğunu ifade eden İmam Şafi, kişinin bu dile hakimiyeti ölçüsünde Kur’an’ı ve Hz. Peygamber’i doğru anlayabileceğini savunmuştur.

Hacminin küçüklüğüne karşın muazzam etkisiyle İslami literatürdeki eşsiz yerini alan er-Risâle’ye Muhammed b. Ali el-Kaffal eş-Şaşi, Ebu Bekir el-Cevzaki, Rüknülislam el-Cüveyni gibi tanınmış âlimlerin şerhler yazdığı bilinse de bunların hiçbiri günümüze ulaşamamıştır. İngilizce, Fransızca, Urduca gibi pek çok dilde çevirisi olan bu kıymetli eserin dilimize ilk tercümesi başarısız olsa da bugün elimizde güzel bir çevirisi mevcuttur.