İrfan, türedi bir bilgi değildir.

İnsanlık tarihinin bütün manevi deneyiminin zirvesini temsil eder. Özellikle modern insanın yaşadığı anlama dair kriz ve çelişkiler için

bütünlüklü bir öneri sunan yegâne seçenektir.

Söyleşi: Mustafa BERK

Günümüzün enformasyon sağanağı insanlığa sınırsız bilgi sunsa da ruhsal bir tatmin ve derinlik sağlamakta yetersiz kalmaktadır. Zihni dolduran kuru malumat ile kalbi aydınlatan irfan arasındaki fark, modern insanın yaşadığı en büyük anlam krizlerinden biridir. Hız, haz ve dijital görselliğin kuşattığı modern dünya, insanı yapay bir hayat tarzına ve içsel bir boşluğa sürüklemektedir. Tekke ve kurumsal yapıların zayıfladığı günümüz şehir hayatında, samimiyet ve sahicilik arayışı her zamankinden daha çok önem kazanmaktadır. İlim, şiir, Anadolu bilgeliği ve tasavvuf mirası ekseninde çağımız insanının bilginin hamallığından kurtulup irfanın derinliğine nasıl ulaşabileceğini Doç. Dr. Ahmet Murat Özel’e sorduk.

Günümüzdeki enformasyon bombardımanı insanı “arif” kılmaya yetmiyor. Zihnî bir faaliyet olan bilmek ile kalbî bir tecrübe olan irfan arasındaki fark nedir? Çağımız insanı bilginin hamallığından irfanın derinliğine nasıl geçebilir?

İlim, zihnin bir faaliyetinin adıyken irfan, sadece zihinle sınırlı olmayan bir bilmenin adıdır. İrfan iki anlamda kullanılıyor. Biri, kişinin hayatı ahlaki ve ruhsal yetkinlik eşliğinde bilgece yaşamasıdır. Bu yetkinlik, tecrübeyle ahlaki kemal yolunda çabayla ve sağduyunun ihmal edilmemesiyle gerçekleşiyor. İnsanlar yaş aldıkça bu türden bir irfana ulaşmaları daha kolaylaşır. İrfanın ikinci anlamı ise keşif, ilham, müşahede gibi kavramlarla desteklenen özel türden bir bilmenin adıdır. Burada tasavvufi terminoloji içinde konuşmak gerekir. Bu irfan denilen bilgi, manevi yetkinleşme, duyguların ve bedenin ahlaki olarak eğitilmesi sonucunda, varlığın alt metni olarak da adlandırabileceğimiz birliğin, vahdetin deneyimine verilen addır. Yani irfan sahibi anlamında arif aslında “muvahhid” demektir. Fakat sizin sorunuz daha ziyade birinci anlamdaki irfana işaret ediyor zannımca. Buna göre, günümüzdeki enformasyon sağanağı bizim malumatımızı artırırken aynı oranda bilgeliğimizi artırmıyor. Falanca yerdeki/ülkedeki lüks hakkında malumatımız artınca yaşama karşı bilgeliğimiz aynı oranda artmıyor. Bu konu Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) Allah’a sığındığı “faydasız ilim” meselesiyle ilgili diye düşünüyorum. Sufilerden bazıları, faydasız ilmin ne olduğu sorusuna şu cevabı vermişlerdir: Bilende haşyet, Allah’a yakınlık uyandırmayan, kısaca bilenin inancını derinleştirmeyen, ahlakını olumlu yönde etkilemeyen bilgidir. Sufiler buradaki faydayı, kendi gündemlerine uygun biçimde manevi ve batıni fayda olarak okumuşlardır. Bu sebeple, manevi fayda sağlamayan bilgi onlara göre gerçek anlamda faydasızdır. Bilgi kutsal olandan, manevi olandan, ahlaki ideallerden kopuksa yararsız; bu alanlara bağlıysa yararlıdır.

Sizin özelinizde soracak olursak; kelimelere sığmayan irfani tecrübe, şiir ve estetikle nasıl buluşur? Şiir, irfanın modern dünyadaki sığınağı olabilir mi?

Günümüz şiirine irfan yükünü yüklemek beyhude olur. Çünkü modern şiir, düzenin değil kaosun kaynaklarından beslenir. Çelişkiyi, çatışmayı, insanın şu dünyadaki garibanlığını, sahipsiz kalışını inceler. Bu hâliyle irfanın dili olamaz ama irfana ihtiyaç olduğunu duyurabilir. İrfanın gerekli olduğunu, insani olanın ancak irfani olanla buluştuğunda rahata ereceğine işaret edebilir.

“Anadolu irfanı” gibi ahlaka dönüşmüş toplumsal bir pratiği, bireyselleşen günümüz dünyasında yeniden gündelik hayatın ve ilişkilerimizin merkezine nasıl yerleştirebiliriz?

İlk soruda irfanı ikiye ayırmıştım. Anadolu irfanı dediğimiz irfan, o tasnifteki ilk irfanın karşılığıdır. Ahlaki olgunluk, hayat tecrübesinden süzülmüş bir rıza ve tevekkül gibi niteliklerle anlaşılan bir seviyedir. Ama bunu sadece Anadolu ile sınırlamak gereksizdir. Balkanlardan Batı Afrika’ya kadar yayılmış İslam toplumunun her bölgesinde, temellerini İslam’ın inanç, amel ve ahlak umdelerinden almış, İslam maneviyatının tornasından geçmiş bir halk bilgeliği vardır. Bu bilgelik kaybolmuş değildir. Belki sesi yeterince çıkmıyor olabilir ama yaşlısıyla genciyle çok müstesna bir insan topluluğu tarafından temsil edilmektedir.

Kurumsal tasavvufi yapıların çözüldüğü seküler kent yaşamında, bireyin manevi ve irfani tekamülü hangi mekanizmalar ve kaynaklar kanalıyla mümkündür?

Tekkeler kapanmış olsa da gelenekleri vasıtasıyla faaliyetlerini sürdürmektedir. Sadece tekkeler değil; başka türden okuma halkaları, sivil toplum oluşumları da temelde tekkelerin faaliyetlerinin mirasçısıdır. Milletimizi tasavvufi geçmişinden koparmanın imkânı olmadığı sanırım herkes tarafından anlaşılmıştır. Yüz yıl içinde tasavvufa yönelik ilgi azalmamış, aksine pozitivist ya da yeni selefi söylemlerin çoğu kez resmi söyleme karışmasına, katışmasına rağmen artmıştır. Tasavvuf geleneği güçlü bir gelenektir ve oturmuş müfredatları, olgun dilleri ve sınanmış yapılarıyla hizmete devam etmektedir. Buralara mesafeli olanlar için de bu geleneğin ürettiği istisnai bir literatür bulunmaktadır. Bir insan, Mesnevi okuyarak manevi meselelerle ilgili ihtiyacı olan bilgileri edinebilir. O bilgileri hayata geçirmesi için okuması her zaman yetmeyebilir ama yine de okumak, hayata geçirme aşamasında hiç hafife alınmayacak bir kapı açacaktır.

Batı dünyası, manevi boşluğu seküler spiritüalizmle doldurmaya çalışırken İslam'ın “irfan” mirası insanlığa nasıl bir reçete sunuyor? Anlam krizinin yaşandığı çağımızda geleceğin dünyasını inşa etmede irfanın rolü nedir?

Her iki anlamıyla da bahsettiğim irfan, türedi bir bilgi değildir. İnsanlık tarihinin bütün manevi deneyiminin zirvesini temsil eder. Geçmişte ifa ettiği kurucu rolü yeniden üstlenebilir. Özellikle modern insanın yaşadığı anlama dair kriz ve çelişkiler için bütünlüklü bir öneri sunan yegâne seçenektir. Sadece akla değil duygulara, sadece duygulara değil duyulara, sadece duyulara değil bedene, hâsılı insanın bütün kapasitelerine sunulmuş bir tekliftir. Bu sebeple kapsamlı bir tekliftir. Hem bir idealizm, bir felsefi sistem, bir ritüel mekanizması, bir inziva yoludur hem de değildir. Bunların hepsine birden konuşan bir bütündür.

Modern düşünce, dünyayı ve insanı yalnızca rasyonel akılla açıklamaya çalışırken tasavvuf aklın sınırlandığı yerde irfanın başladığını söyler. Bu durum, irfanın akıl dışı veya felsefeye karşı bir alan olduğu anlamına gelir mi? İslam düşünce geleneği ışığında akıl ile irfanı birbirini dışlayan değil besleyen iki unsur olarak nasıl konumlandırabiliriz?

İrfan, bizden bir tür aptallık bekliyor değil. Tarihte “arif” olarak adlandırılmış isimlere bakın; her birinin çığır açıcı nitelikte, zeki, çözümleyici, kilit roller üstlenen kimseler olduğunu görürsünüz. Önemsiz şeyler söylemiş, değersiz işler ortaya koymuş olsalardı değil dost, düşman bile kazanamazlardı. Birçoğu âlimdir, şairdir. Hepsi temaşa eden ve keşfeden anlamında birer tefekkür ustasıdır. Haris el-Muhasibi, Cüneyd-i Bağdadi, Hz. Mevlana, Yunus Emre ya da İbn Arabi… Daha birçok ismin, bütün tefekkür ve tedeyyün tarihi bakımından son derece önemli isimler olduklarını iddia edebiliriz, etmeliyiz de.

Öte yandan irfan, sadece keşfin, müşahedenin ve manevi temaşanın dâhil olduğu bir sürecin nihai meyvesi olsa da irfan aynı zamanda entelektüel faaliyetin konusu olabilir. İrfanı entelektüel olarak inceleyebilir, teori hâline getirebilir, bir tür felsefenin konusu yapabiliriz. Ki bu yapılmıştır. Yukarıda adı geçen irfan ehlinin tamamına dair felsefi çalışmalar yapılmakta, akademik tezler yazılmaktadır.

Dijital gençlik kültürü (hız, haz, görsellik) ile sabır ve sükûnet isteyen irfan kavramı nasıl uzlaşır? Genç nesle irfanın eskimeyen hakikatini onların diliyle nasıl anlatabiliriz?

Sahici olana dair içten bir sevgi geliştirmemiz gerekir. Ekmeğin sahicisi, müziğin, ticaretin, meyvenin, evin sahicisi üzerine düşünmeli ve buna dair bir sevgi geliştirmeliyiz. Bu sevgi bizi insani köklerimiz ve sahici duyuşlarımız hakkında bilinçlendirecektir. Yapay olan, nifak ürünüdür. Sahicilikte ise ihlas, samimiyet ve içtenlik bulunur. Üzülerek belirtmek gerekir ki bugünkü dünya, nifakı destekleyen araçlarla donanmış durumda. İnsanlar olmadıkları gibi görünmek istiyorlar, olmadıkları kişiymiş gibi davranıyorlar. Sosyal medya onları nifak ehli olmaya zorluyor. Ama ihlaslı, samimi ve sahici olmayı sevdiğimizde bu bizi irfanın yuvasına doğru çekecektir.