HZ. PEYGAMBER’İN EĞİTİM ANLAYIŞI:

İNSAN YETİŞTİREN BİR MUALLİM

Doç. Dr. Mehmet EFENDİOĞLU

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi

Eğitim, insanlığın varoluşundan itibaren hayatın en önemli faaliyetlerinden biri olmuştur. İnsan, sahip olduğu bilgi ve değerleri eğitim yoluyla sonraki nesillere aktarır ve medeniyetler bunlar üzerine inşa edilir. Bu açıdan bakıldığında ilk eğitim müesseselerinin mabetler, ilk öğreticilerin de peygamberler olduğu görülür. Zira peygamberler, insanlara sadece inanç esaslarını bildirmekle kalmamış; aynı zamanda doğru düşünmeyi, güzel davranmayı ve edep kuralları çerçevesinde bir hayat yaşamayı önermiş ve öğretmişlerdir.

Hz. Peygamber’e (s.a.s.) bu açıdan bakıldığında onun da insanlara yalnızca kendisine bildirilen ilahi mesajı ulaştıran bir rehber değil aynı zamanda bilgiyle ahlakı, ilimle ameli buluşturan eşsiz bir eğitimci olduğu görülür. Onun eğitim anlayışı; sevgi, merhamet, hikmet, örneklik ve insanı merkeze alan yaklaşımıyla ön plana çıkmakta ve her devre hitap eden çağlar ötesi bir model ortaya koymaktadır.

Allah Resulü (s.a.s.), peygamberlik görevinin önemli bir bölümünü eğitim ve irşat faaliyetiyle gerçekleştirmiştir. O, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak, onları bilgi ve hikmetle buluşturmak için gönderilmiş bir muallimdir. Kur’an-ı Kerim’de onun bu yönüne şöyle işaret edilir: “ Nitekim kendi aranızdan, size ayetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.” (Bakara, 2/151) Bu ayet, Hz. Peygamber’in görevinin sadece tebliğ ile sınırlı olmadığını, kendisine ulaştırılan mesaj yoluyla insanları yanlışlardan uzak tutma ve eğitme sorumluluğunun da bulunduğunu ortaya koymaktadır.

Efendimiz de (s.a.s.) kendisini bir eğitimci olarak tanımlamış ve “Ben ancak bir öğretmen olarak gönderildim.” (Darimi, Mukaddime, 32) buyurmuştur. Onun öğretmenliği, yalnızca sözlü anlatımdan ibaret değildi. O, söylediklerini hayatında uygulayan, davranışlarıyla örnek olan bir rehberdi. Zira eğitimde kalıcı etki, anlatılanlardan çok yaşananlarla ortaya çıkar. Bundan dolayı Hz. Peygamber insanlara doğruluğu anlattığı gibi kendisi de doğru yaşamış; merhameti tavsiye ettiği gibi merhamet göstermiş; adaleti öğrettiği gibi adaletle hükmetmiştir.

Hz. Peygamber döneminde Mescid-i Nebevi, ibadet edilen bir mekân olmasının yanında önemli bir eğitim merkeziydi. Sahabiler burada Kur’an’ı öğreniyor, dinî bilgilerini artırıyor ve hayatlarına yön verecek esasları bizzat Resulullah’tan öğreniyorlardı. Bir defasında Efendimiz mescide geldiğinde orada bulunanlardan bir grubun Kur’an okumak, namaz kılmak gibi nafile ibadetlerle meşgul olduğunu, diğer bir grubun ise ilmî müzakerelerde bulunduğunu görmüş; her iki grubun da yaptıklarının güzel olduğunu ifade ettikten sonra ilim öğrenen ve öğretenlerin cehaleti ortadan kaldırmak için gayret ettiklerini belirtmiş, ardından, “Ben bir öğretmen olarak gönderildim.” (İbn Mace, Mukaddime, 17) buyurarak onların halkasına katılmıştır. Bu yaklaşım, Allah Resulü’nün (s.a.s.) eğitim ve öğretime verdiği değeri göstermektedir.

Hz. Peygamber’in eğitim metodunun en belirgin özelliklerinden biri, muhataplarını tanıması ve onların özelliklerine uygun yöntemler kullanmasıdır. O, insanları tek tip bir anlayışla eğitmemiş; yaşlarını, kabiliyetlerini, psikolojik durumlarını ve ihtiyaçlarını dikkate almıştır. Küçük yaşta Hz. Peygamber’in hizmetine giren Enes b. Malik’in (r.a.) anlattıkları, bu anlayışın önemli bir örneğidir. Enes (r.a.), yıllarca Resulullah’ın yanında bulunmasına rağmen onun kendisini kırıcı bir şekilde uyarmadığını ifade etmiş; yaptığı veya yapmadığı işler konusunda azarlayıcı bir tavır görmediğini belirtmiştir. (Müslim, Fedail, 51) Bu husus, Hz. Peygamber’in eğitimde sevgi, sabır ve hoşgörüyü esas aldığına delil teşkil etmektedir.

Efendimiz’in (s.a.s.) eğitim anlayışında insan, sadece zihinsel yönüyle ele alınmamış, duyguları, davranışları ve sosyal

ilişkileriyle bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Allah Resulü, insanların birbirleriyle sağlıklı ilişkiler kurmasının ve farklı kuşakların bir arada bulunmasının eğitim açısından önemine dikkat çekmiştir. Mesela, çocukların mescide gelmelerine imkân sağlamış, onların toplum hayatından uzak tutulmaması gerektiğini göstermiştir. Henüz çok küçük yaşta olan torunu Ümame bint Zeyneb (r.a.) mescide gelmiş, namaz esnasında Efendimiz onu önce sırtına almış, secdeye gidince de yere bırakmıştır. Onun bu davranışı çocuklara yönelik şefkatin ve eğitimlerine verdiği önemin güzel bir örneğidir. (Müslim, Mesacid, 41)

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) eğitim anlayışında dikkat çeken hususlardan biri de eğitimin herkese ulaştırılması ilkesidir. O, bilgi edinmeyi belirli bir kesimin ayrıcalığı olarak görmemiştir. Çocuklar, gençler, yaşlılar, kadınlar ve toplumun her kesimi bir şekilde onun eğitiminden faydalanmıştır. Abdullah b. Abbas’ın (r.a.) küçük yaşta Efendimizin sohbet halkalarında bulunduğunu belirtmesi, ilimde muvaffak olması için kendisine dua etmesi (Buhari, İlim, 17), çocukların eğitim sürecinin bir parçası olduğunu göstermektedir. Yine Hz. Peygamber’in sorduğu sorularla insanları düşünmeye sevk etmesi, her kesimden insanın öğrenme sürecine aktif katılımını sağlamaya yöneliktir. (Buhari, İlim, 5)

Kadınların eğitimi de Hz. Peygamber’in önem verdiği konulardan biridir. Hanım sahabiler mescitteki sohbetlere katılmış, dinî bilgileri öğrenmiş ve sorularını doğrudan Resulullah’a sormuşlardır. Ümmü Hişam bint Harise’nin (r.a.), Kaf suresini Hz. Peygamber’in cuma hutbelerinde okuması ve kendisinin de dinlemesi sayesinde öğrendiğini ifade etmesi, kadınların eğitim imkânlarından yararlandığını göstermektedir. (Müslim, Cuma, 51) Hanım sahabiler ayrıca Allah Resulü’nün kendileri için özel bir eğitim zamanı tahsis etmesini talep etmiş, Efendimiz de onlara has bir gün ayırmıştır. (Buhari, İlim, 35)

Hz. Peygamber’in eğitim anlayışı toplumun hiçbir kesimini dışarıda bırakmamış, engelli bireylerin de eğitim ve rehberlik hizmetlerinden faydalanmasını sağlamıştır. Görme engelli bir sahabi olan Abdullah b. Ümmü Mektum (r.a.) ile ilgili olay üzerine nazil olan Abese suresinin “Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü.” (Abese, 80/1-2) anlamındaki ilk ayetleri, insanın dikkate alınması ve eğitim açısından dışlanmaması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu olaydan sonra Hz. Peygamber’in İbn Ümmü Mektum’a (r.a.) özel ilgi gösterdiği bilinmektedir.

Hz. Peygamber’in eğitim yöntemi; anlatım, soru cevap, örnekleme, kıssa, tekrar, uygulama, teşvik ve sakındırma gibi pek çok yöntemi içinde barındırmaktadır. O, insanlara sadece bilgiyi aktarmamış; bilginin hayata nasıl taşınacağını da öğretmiştir. Bu yönüyle onun eğitim anlayışı, insanı merkeze alan, ahlakı önceleyen ve hayatla bütünleşen bir eğitim modelidir.

Sonuç olarak Hz. Peygamber, bir muallim olarak insanları bilgiyle aydınlatmış, ahlakla olgunlaştırmış ve merhametle kuşatmıştır. Onun eğitim anlayışı; öğreticinin sadece bilgi aktaran kişi değil, aynı zamanda örnek olan ve insanın gönlüne dokunan bir rehber olması gerektiğini göstermektedir. Bugün eğitim faaliyetleri açısından ihtiyaç duyulan pek çok ilke, Resulullah’ın (s.a.s.) insan yetiştirme yönteminde açık bir şekilde görülmektedir.