HAK OLAN GERÇEK: NAZAR

Dr. Mevlüt HALİLOĞLU

İzmir Müftüsü

“اسْتَعِيذُوا بِاللَّهِ. فَإِنَّ الْعَيْنَ حَقٌّ”

“(Nazar’dan) Allah’a sığının. Çünkü göz değmesi (nazar) gerçektir.”

(İbn Mace, Tıb, 32)

Arapça asıllı bir kelime olan nazar, “ayn” ya da “isabetü’l-ayn” şeklinde ifade edilir. Türkçede “bakmak, görmek ve düşünmek” anlamında kullanılan kelime terim olarak; herhangi bir şeye hayranlıkla, imrenerek veya kıskançlıkla bakarak zarar verecek şekilde etkisi altına almak manasına gelmektedir. Halk arasında “göz değmesi”, “göze gelmek” veya “nazara gelmek” şeklinde tabir edilir. Nazar inancının ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemekle birlikte tarihin ilk dönemlerine kadar uzandığı düşünülmektedir. Arap kültüründe İslam öncesinde de varlığı bilinmektedir (“Nazar” md., TDV Diyanet İslam Ansiklopedisi, 32/444).

Kur’an-ı Kerim’de nazarın varlığına işaret edilmektedir. “Küfürde direnenler, Kur’an’ı işittiklerinde neredeyse seni bakışlarıyla devireceklerdi. Onlar senin için hâlâ, ‘cinlerden ilham alan delinin biri’ deyip duruyorlar.” (Kalem, 68/51) ayeti, Peygamberimize (s.a.s.) Mekke döneminde müşriklerin kin, nefret ve haset dolu bakışlarıyla neredeyse göz değirmek üzere olduklarını göstermektedir. Ayrıca çok sevdiği oğlu Yusuf’u (a.s.) kaybeden Yakup (a.s.), diğer oğullarını kıtlık zamanında yiyecek temin etmek için Mısır’a gönderirken dikkat çekmemek ve kem gözlerin olumsuz bakışlarına maruz kalmamak için, “Ey oğullarım! Tek bir kapıdan değil ayrı ayrı kapılardan girin. Bununla birlikte (ben ne desem boş) Allah, hakkınızda bir şey takdir etmişse ben onu önleyemem. Bilin ki hüküm ve takdir sadece Allah’ındır. Onun için ben yalnız O’na güvenir, O’na dayanırım. Birine güvenmek isteyenler de yalnız O’na güvensinler, O’na dayansınlar.” (Yusuf, 12/67) ayetinde de Allah’ın takdiri vurgulanmakla birlikte nazarın varlığına da dolaylı olarak değinilmektedir.

Sevgili Peygamberimiz’den (s.a.s.) rivayet edilen hadislerde nazarın varlığına açıkça işaret edilmiştir. “Kaderin önüne geçecek bir şey olsaydı bu göz değmesi olurdu.” denilmiştir (Buhari, Tıp, 36; Müslim, Selam, 41-42; İbn Mace, Tıb, 33; Ebu Davud, Tıb, 15) Görüldüğü üzere burada nazarın etkisi vurgulanmaktadır. Bazı rivayetlerde nazarın olduğuna işaret edilerek ondan nasıl korunulacağı hatırlatılmış; sakınmak için Allah’a sığınılması tavsiye edilmiştir (İbn Mace, Tıb, 32). Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için Resulullah (s.a.s.), “Allah’ın en mükemmel kelamını vesile ederek sizi şeytanlardan, zararlı şeylerden ve kötü bakışlardan korumasını O’ndan niyaz ederim.” diye dua etmiş ve Hz. İbrahim’in de oğlu İsmail ve İshak’ı aynı sözlerle Allah’ın korumasına havale ettiğini bildirmiştir (Buhari, Enbiya, 10; Ebu Davud, Sünnet, 20; Tirmizi, Tıb, 18). Hz. Peygamber (s.a.s.), ashabından bazılarıyla Mekke’ye doğru giderken beyaz tenli, yakışıklı sahabi Sehl b. Huneyf, rastladıkları bir derede yıkanır. Amir b. Rebia da Sehl’in yakışıklılığı dolayısıyla onu öven bazı şeyler söyler. Sehl, olduğu yerde yığılıp kalır. Nazar değdiği anlaşılır. Olaydan biraz sonra yaşananlar kendisine anlatıldığında Resulullah (s.a.s.), “Biriniz kardeşinde beğendiği, hayran kaldığı bir şey gördüğünde ona mübarek olması için dua etsin.” demiştir (İbn Mace, Tıb, 32). Hz. Peygamber (s.a.s.), Ümmü Seleme’nin (r.a.) evinde yüzü sararmış bir kız çocuğu görür ve “Bu çocuğa rukye (okuyarak tedavi edin) yapın. Çünkü onda nazarın etkisi var.” (Müslim, Selam, 59) buyurmuştur.

Pozitif ilimlerin yöntemiyle açıklanamasa da insanın normal sınırlar içinde duyuş, düşünüş ve davranışlarını inceleyen parapsikolojinin araştırma alanı ve verilerinin, “nazar” inancıyla örtüştüğü anlaşılmaktadır. İnsan bedeninin elektromanyetik güç alanına sahip olduğu; gözlerden çıkan ışınların özenme, imrenme, haset, kıskançlık vb. duygularla baktığı şeye olumsuz tesir ettiği ifade edilmektedir (Celal Kırca, “Din ve Bilim Açısından Nazar”, Diyanet İlmi Dergi, XXII/1, Ankara, 1986, s.38-47) Haset ve kıskançlık dolu bakışların, bakılan şeye olumsuz manada tesir ettiği ve hatta anne-babanın şefkatli bakışlarının dahi çocuğu etkilediği kabul edilmektedir. Halk arasında, “Nazar, deveyi kazana, insanı mezara koyar.” sözü, toplumdaki güçlü nazar inancını göstermektedir. Nazardan korunmak için mavi renkteki nazar boncuğu, at nalı, kafatası vb. objelerin, bakan kişinin dikkatini üzerine çekerek kötü bakışı bertaraf edeceği yorumu yapılsa da İslam dini açısından bütün bunlar yanlıştır (Nesai, Muharebe, 19).

Nazara karşı İslam’ın önerdiği korunma yöntemi, Kur’an ayetlerini okuyarak dua edip Allah’a sığınmaktır. “Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden (Allah’a sığınırım).” (Felak, 113/5) ayeti bize bunu emretmektedir. Hastalığa şifa verenin Yüce Allah olduğu (Şuara, 26/80) gerçeğinden hareketle, “Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz. Allah, verdiği her hastalığın şifasını da yaratmıştır.” (İbn Mace, Tıb, 32) buyuran Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), Kur’an’dan belirli sure ve ayetlerin okunmasını (rukye) istemiş ve bunu kendisi de uygulamıştır (Buhari, Tıb, 34; Nesai, İstiaze, 1).

Göz değmesinden ve cinlerin şerrinden Allah’a (c.c.) sığınarak muhtelif dualar okuyan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), Felak ve Nas sureleri nazil olduktan sonra diğer okuduklarını terk ederek sadece bu sureleri okumuştur (Buhari, Enbiya, 10; Tirmizi, Tıb, 18). Hz. Peygamber (s.a.s.), Esma bt. Umeys’e nazardan etkilenen çocuklarına dua okumayı tavsiye etmiş, Esma (r.a.) da Resulullah’ın (s.a.s.) okumasını istediğinde Peygamberimiz (s.a.s.), “Onlara sen oku.” (Müslim, Selam, 60) diye buyurarak başkasından dua beklemenin yanında kişinin kendisinin de dua etmesinin önemini bize bildirmiştir.

Nazarın varlığı ve etkisi bilinmektedir. Olumsuz sonuçlar doğurmasının belki de en önemli kaynağı -özenme, imrenme yanında- haset duygusudur. Müslüman, kardeşinde beğendiği ve onun övülecek bir şeyini gördüğünde haset etmemeli; övgüsünde ölçülü olmalı ve Allah’ın ona verdiği nimetlerin mübarek olması için “maşallah”, “barekallah” diye dua etmelidir (İbn Mace, Tıb, 32; Muvatta, Ayn, 1). Hasetçinin şerrinden de dua ederek, Kur’an’dan ayetleri ve özellikle de Felak ve Nas surelerini okuyarak Allah’a sığınmalıdır.