ERDEMLİ İNSAN VE TOPLUMUN İNŞASINDA REHBER BİR HİTAP:
VEDA HUTBESİ
Doç. Dr. Tuba Nur UMUT
Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen Hz. Peygamber’in (s.a.s.), Veda Haccı’nda insanlığa hitaben dile getirdiği tavsiyelerin ahlaktan bağımsız olmayacağı açıktır. Bununla birlikte Veda Hutbesi’ni yalnızca belirli ahlaki ilkeler ile dinî hükümlerin hatırlatıldığı tarihî bir konuşma olarak görmek de eksik kalacaktır. Esasında Veda Hutbesi’ni, nasıl bir insan olmamız ve nasıl yaşamamız gerektiğine dair mesajlar içeren, iyiliği karakterinin ayrılmaz parçası hâline getirmiş insanlar yetiştirmeyi hedefleyen bir hitap olarak da rehber edinmek gerekir.
Zira ahlak, belirli bir durumda sergilediğimiz tek bir davranış biçiminden yahut münferit bir tercihimizden ibaret değildir; kime dönüştüğümüz, karakterimizi nasıl ve ne yönde yetkinleştirdiğimiz, nasıl bir şahsiyet inşa ettiğimiz meselesidir. Erdem de belirli bir zamanda ve durumda kişiden sâdır olan tek bir iyi eylem değil iyiliğin insan karakterine yerleşmesi ve bir istikamet hâline gelmesidir. Ahlakta asıl gaye, yalnızca yanlış davranışların ortadan kaldırılması değil karakterde ahlaki hasletlerin yerleşmesi, erdemlerin karakterin bir parçası hâline gelmesidir. Öyle ki kişi, kötülükten sadece yasak olduğu için kaçınmasın; kötü olan onun karakterine yabancı hâle gelsin. Doğruyu da zorlama neticesinde değil iyiliğe tabi olarak yöneldiği için gerçekleştirsin.
Bu itibarla Veda Hutbesi’ni, insanın ahlaki inşasını hedefleyen, emir ve yasakların karşılık bulacağı erdemli karakteri yetiştirmeye, insanın iç dünyasındaki ölçüyü yeniden kurmaya ve şaşan vicdan terazisini dengelemeye yönelik davet olarak değerlendirebiliriz.
Veda Hutbesi, bize insan tabiatının değişmeyen zaaflarına karşı erdemlerle kuşanmayı teklif etmekte; ilkesel olarak gücün karşısına adaleti, kibrin karşısına tevazuyu, bencillik karşısına kardeşliği yerleştirmektedir. Üstelik Veda Hutbesi, ahlakın yalnızca teorik ilkeler düzeyinde kalmaması gerektiğini, bu ilkelerin toplumun somut problemlerinde nasıl karşılık bulacağını da göstermiştir.
Cahiliye Dönemi’nin direnç noktalarını kıran Veda Hutbesi, güzel ahlakın sadece nasihatlerde kalmayacağını, ahlak timsallerinin var ve görünür olduğu bir toplum imkânını gösteren ve muhatabını böyle bir toplum idealine davet eden bir hitaptır. Bu yönüyle hitap, bizi de kendi toplumsal meselelerimizde bu ilkeleri nasıl görünür kılabileceğimiz konusunda düşünmeye çağırır.
Her asırda güncelliğini muhafaza eder Hz. Peygamber’in hitabı. Zira çağlar değişse, insanın çevresi, kullandığı araçlar ve hayat tarzı başkalaşsa da zaafları ve onları terbiye edecek ilkeler ve erdemler değerini kaybetmez. Nitekim bugünün insanı da başkasının hakkını kendi kazancı sanmak; üstünlüğü servette, soyda yahut görünürlükte aramak gibi kadim zaaflarla malul.
Asrımızın kendine özgü ürettiği “cahiliye”, malumatın çoğaldığı ve teknolojinin ilerlediği; ama karakter zafiyetinin de arttığı bir dönem. Teknolojinin baş döndürücü bir hızla ilerlediği, insanın tabiat üzerindeki hâkimiyetinin genişlediği; ama kendi hırsını, öfkesini ve bencilliğini yönetmekte başarı gösteremediği, ahlaki olarak en karmaşık sorunlarla baş ettiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Teknik ilerleme ile ahlaki olgunluk arasındaki mesafe gittikçe açılıyor.
Veda Hutbesi’nin ilk cümleleri, insan canının, malının ve onurunun dokunulmazlığına dikkat çeker. İnsanın yaratılmışlar arasındaki yerini ve insan olmak bakımından taşıdığı asli değeri hatırlatır. İnsanın emaneti taşıma kabiliyeti, onuru, haysiyeti itibarıyla değer görmesi gerektiğini hatırlatır. İnsanı sahip olduklarıyla tanımlayan, ekonomik gücü, sosyal statüsü, verimliliği yahut dijital toplumdaki performansı ile değerlendiren tüketim kültüründen farklı olarak insana İslam ahlakı “değer” biçmez; insana “kerem” nispet eder. Böylece insanı bir fiyatın, performansın veya faydanın konusu hâline getiren anlayışların karşısında durur.
Veda Hutbesi’nde faizin kaldırılması, sadece bir hükmün ilanı ve ekonomik bir işlemin yasaklanması olarak okunmamalıdır. Bu, güçlü olanın zayıfı sömürmesini engellemeyi hedefleyen adalet anlayışının ifadesidir. Bu yönüyle faiz yasağı, insanın hırsına sınır çizen, sömürü düzenine itiraz eden ve paylaşmayı öne çıkaran ahlaki bir ayar niteliği taşır. Gelir eşitsizliğinin derinleştiği bu düzende Veda Hutbesi, ekonomik ilişkileri paylaşma, hakkaniyet, adalet erdemleri ekseninde yeniden düşünmeye davet eder.
Hz. Peygamber’in Veda Hutbesi’nde kadınların haklarını özellikle hatırlatması, aileyi ve toplumu ayakta tutan ilişkilerin ahlaki niteliğini gösterir. Bugün bir yandan Cahiliye’deki gibi kadınlara yönelik şiddet ve hak ihlalleri sürerken bir yandan da kadın araçsallaştırılmakta, tüketim kültüründe, reklam ve eğlence sektöründe bedeni üzerinden metalaştırılmaktadır. Veda Hutbesi, her iki anlayışın karşısında da kadının şahsiyetini ve insan olmak bakımından taşıdığı değeri öne çıkaran bir ahlak çağrısıdır. Kadını ekonomik, kültürel yahut ideolojik bir hesabın nesnesi olarak değil hakları, sorumlulukları ve haysiyeti bulunan bir insan olarak görmeyi öğütler.
Veda Hutbesi’nin kardeşlik hukukunu ahlaki zeminde yeniden kuran bir yönü de vardır. Hutbe’nin en güçlü ahlaki mesajlarından biri, müminler arasındaki kardeşlik bilincinin ve insanların ortak kökene sahip olduğunun hatırlatılmasıdır. Hz. Peygamber, üstünlüğün renkte, soyda, servette değil ahlaki yetkinlikte aranması gerektiğini bildirir. Kardeşlik yalnızca aynı inancı paylaşmanın değil birbirinin hakkını, haysiyetini ve acısını gözetmenin ahlaki sorumluluğu olarak ele alınır. Oysa bugün, sürekli bağlantıda kaldığımız fakat birbirimizin acılarına, sorunlarına yabancılaştığımız yeni bir iletişim vasatında yaşıyoruz. İnsanlığın ortak vicdanını harekete geçirmesi gereken savaş ve soykırım karşısında bile duyarsızlaşıyor, acıyı sıradanlaştırıyoruz.
Veda Hutbesi’nde emanete riayet çağrısı ise emanetçisi olduğumuz her şeyi koruma, ona sadakat gösterme ve toplumda güven tesis edecek ahlaki bilinci yerleştirme hedefi taşır. Dezenformasyonun hızla yayıldığı, insanların birbirinden gelebilecek zarara karşı teyakkuzda oldukları bir çağda “itimat edebilmek” büyük kıymet taşır. Böyle bir güven krizini aşabilmek ise sözüne sadık, emanete riayet eden, erdemlerle donanmış insanların çoğalmasıyla mümkündür.
Tüm bu hususlar, Veda Hutbesi’ndeki ilkelerin ve inşa edilmek istenen karakter idealinin, insanlığın bugün de dertlerine deva olabilecek kuşatıcı bir ahlak ufku sunduğunu gösterir. Veda Hutbesi geçmişte kalmış bir hatıra değil her daim insan tabiatına yöneltilmiş canlı bir ahlak çağrısıdır.