EMOJİ ÇAĞINDA KELİMELERİN İTİBARI
Dr. Hikmet KIZIL
Bir zamanlar insanlar kelimelerin ağırlığına inanırdı. Bir cümlenin insanın hayatını değiştirebileceğine, bir mektubun yıllarca saklanabileceğine, söylenen bir sözün dostluğu da düşmanlığı da ömür boyu sürdürebileceğine... Çünkü kelimeler yalnızca seslerden oluşmazdı. İçlerinde karakter, hafıza ve vicdan taşırlardı. İnsan neyse söylediği söz de biraz oydu. Bugün ise başka bir çağın içindeyiz. Her gün milyarlarca kelime üretiliyor. Ekranlar hiç susmuyor. Bildirimler ardı ardına düşüyor. Mesajlar gönderiliyor, yorumlar yapılıyor, paylaşımlar çoğalıyor. İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bu kadar çok yazılmadı, bu kadar çok konuşulmadı belki de. Fakat insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu kadar sözün içinde neden bu kadar sessizlik var? Neden birbirimize bu kadar çok ulaşıyor ama buna rağmen birbirimize dokunamıyoruz?
Bir tren garında bekleyen insanlar gibi yaşıyoruz artık. Herkes bir yerlere yetişme telaşında. Kelimeler de bu telaştan nasibini alıyor. Kimsenin uzun cümlelere tahammülü yok. Düşüncenin olgunlaşmasını bekleyecek vakti yok. Bir fikrin içinden geçmek yerine üzerinden atlıyoruz. Bir duygunun içinde kalmak yerine onu hızla tüketiyoruz. Oysa insanın ruhu hızlı çalışmıyor. Kalp hâlâ eski zamanların ritmiyle atıyor. Acı hâlâ aynı sürede olgunlaşıyor. Özlem hâlâ aynı uzunlukta sürüyor. Sevgi hâlâ aynı sabrı istiyor. Teknoloji hızlandı ama insan değişmedi. Belki de yaşadığımız en büyük gerilim tam burada başlıyor. Çünkü dijital dünya bizden sürekli hareket istiyor. Sürekli tepki vermemizi, sürekli görünür olmamızı, sürekli konuşmamızı bekliyor. Düşünmekten çok cevap vermeyi, anlamaktan çok tepki göstermeyi ödüllendiriyor. Bu yüzden artık birçok kelime kurşun değil köpük gibi. Dokunuyor ama işlemiyor. Görünüyor ama iz bırakmıyor.
Bir zamanlar insanların hafızasında yıllarca yaşayan cümleler vardı. Şimdi ise birkaç saniye sonra yerini başka bir içeriğe bırakan ifadeler... Dün söylenen bugün unutuluyor. Sabah yazılan akşama eskiyor. Sözün ömrü, ekranın kaydırma hızı kadar sürüyor. Tam da bu yüzden kelimenin itibarı sessizce aşınıyor. Çünkü itibar yalnızca çok kullanılmakla oluşmaz. Tam tersine bazı şeyler fazla kullanıldıkça değer kaybeder.
Bir zamanlar “özledim” demek kolay değildi. İnsan o cümleyi kurmadan önce özlemini taşırdı. Şimdi aynı duygu birkaç saniyede gönderilen bir emojiyle anlatılmaya çalışılıyor. İnsan yüzünü göremediği yerde duygusunu sembollerle anlatmaya çalışıyor. Bir gülümseme işareti, bir kalp simgesi, bir alkış emojisi... Elbette sorun emojilerin varlığı değil. Sorun, onların yer yer duygunun kendisinin önüne geçmesi. Çünkü bir kalp işareti göndermekle kalbini ortaya koymak aynı şey değil. Bir gülümseme simgesi paylaşmakla bir insanın yüzüne bakarak gülümsemek arasında görünmeyen ama büyük bir fark var.
İletişim, tarih boyunca hiç bu kadar kolay, temas da hiç bu kadar zor olmamıştı herhâlde. Birbirimizin numaraları telefonlarımızda kayıtlı. Sesimiz birkaç saniyede dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyor. Fotoğraflarımız anında paylaşılabiliyor. Fakat bütün bu bağlantılar içinde insan kendisini giderek daha yalnız hissediyor. Çünkü bağlantı ile bağ aynı şey değil. Temas ile erişim aynı şey değil. Tanışmak ile tanımak aynı şey değil. Bir insanın çevrim içi olması, onun hayatımıza gerçekten dâhil olduğu anlamına gelmiyor.
Eski sohbetleri özlüyoruz. Bir dostla içilen çayın yanında uzayan konuşmaları, masada unutulan saatleri, büyüklerimizin bize anlattığı masalları, birbirimize sorduğumuz bilmeceleri, kına gecelerinde okunan mânileri, bir konudan başlayıp hayatın bütün anlamına kadar uzanan o dağınık sohbetleri; kimsenin acele etmediği, cümlelerin yarıda kesilmediği, insanların birbirinin gözlerine bakarak konuştuğu anları... Çünkü insan yalnızca bilgi alışverişi yapmaz. İnsan, karşısındakiyle varlığını paylaşır. Yüz yüze konuşmanın sıcaklığı tam da buradan gelir. Karşındaki kişinin sesindeki titremeyi duyarsın. Suskunluğunu fark edersin. Cümlenin söylemediği kısmını hissedersin. Dijital ekranlar insanı değil çoğu zaman yalnızca kelimeyi taşır. İşte bu yüzden aynı mesaj bazen yüzlerce kez okunur ama yine de eksik kalır. Çünkü anlam yalnızca kelimede değildir; anlam, kelimenin arkasındaki insandadır. Bugünün medya düzeni de bu dönüşümün önemli bir parçası.
Dikkat, çağımızın en değerli sermayesine dönüştü. Her platform insanın birkaç saniyesini daha almak için yarışıyor. Bu yarışta uzun düşünceler dezavantaj sayılıyor. Derinlik yavaş kalıyor. Sessizlik görünmez oluyor. Sonuçta insanlar düşüncelerini değil dikkat çekme ihtimali yüksek olan parçaları paylaşmaya başlıyor. Cümleler kısalıyor, anlam daralıyor, tepkiler büyüyor fakat ruh küçülüyor.
Bir toplumun dili yalnızca iletişim aracı değildir. Aynı zamanda tarihidir, kültürüdür. Bir millet nasıl düşünüyorsa öyle konuşur, nasıl konuşuyorsa zamanla da öyle düşünmeye başlar. Kelimeler yoksullaştığında yalnızca dil yoksullaşmaz; duygular da yoksullaşır. Çünkü insan, hissettiklerini ancak bildiği kelimeler kadar ifade edebilir. Kelimelerin daraldığı yerde insanın iç dünyası da daralmaya başlar. Belki bu yüzden bugün yeniden kelimelerin itibarını konuşmaya ihtiyacımız var. Daha çok konuşmak için değil daha hakiki konuşmak için. Daha çok yazmak için değil daha sahici yazmak için. Çünkü dünyanın hâlâ kurşun gibi ağır kelimelere ihtiyacı var. İnsanın içine düşen ve yıllarca kalan cümlelere, bir dostun omzuna dönüşen sözlere, bir yarayı iyileştiren ifadelere, bir insanı karanlıktan çıkaran kelimelere...
Teknoloji değişmeye devam edecek; belki ekranlar büyüyecek, uygulamalar çoğalacak, yeni semboller, yeni kısaltmalar, yeni iletişim biçimleri ortaya çıkacak fakat insanın en eski ihtiyacı değişmeyecek: Anlaşılmak. Anlaşılmanın yolu ise hâlâ kelimelerden geçiyor. Öyle kelimeler ki yalnızca okunmuyor, hissediliyor; öyle kelimeler ki yalnızca bilgi taşımıyor, insan taşıyor. Çünkü bir çağın gerçek zenginliği sahip olduğu teknolojiyle değil kelimelerine gösterdiği saygıyla ölçülür. Kelimeler itibarını kaybederse insan da kendi sesini kaybetmeye başlar. İnsanın kendi sesini kaybetmesi ise bütün gürültüler içinde duyulabilecek en büyük sessizliktir.