DUHAN SURESİ

Doç. Dr. Faruk GÖRGÜLÜ

Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Duhan suresi, Kur’an-ı Kerim’deki sıralamada kırk dördüncü, iniş sırasına göre ise altmış dördüncü sure olup elli dokuz ayetten oluşmaktadır. “Hâ mîm” ile başlayan surelerin beşincisi olan sure, Mekke Dönemi’nin sonlarına doğru Zuhruf suresinden sonra nazil olmuştur. Adını, onuncu ayette geçen ve “duman” anlamına gelen duhan kelimesinden almaktadır. (İbn Aşur, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Tunus: ed-Dârü’t-Tûnisiyye li’n-Neşr, 1984, 25/275, 276)

Surede başlıca, Kur’an’ın indirildiği gecenin önemi, Allah’ın varlığı, birliği ve kudreti, peygamberlerini yalanlayan toplumların uğradıkları ilahi cezalar, özellikle Firavun ve kavminin helaki üzerinden ilahi sünnetin değişmezliği konuları ele alınmaktadır. Ayrıca Kureyş müşriklerinin Hz. Peygamber’e karşı sergiledikleri inkârcı tutum, kıyamet, yeniden diriliş, hesap günü, cennet ve cehennem tasvirleri ile insanların amellerine göre ulaşacakları akıbetler surenin temel konularını oluşturmaktadır.

Sure, diğer Havâmîm surelerinde olduğu gibi “Hâ Mîm” mukattaa harfleriyle başlar. Ardından Kur’an’ın hakikati açıklayan apaçık bir kitap olduğu ve mübarek bir gecede indirildiği bildirilir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre burada kastedilen mübarek gece, Kur’an’ın dünya semasına topluca indirildiği Kadir Gecesi’dir. (Taberi, Câmi’u’l-beyân, Kahire: Dâru Hicr, 2001, 21/5-9; İbn Aşur, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, 25/277) Bu gecede her hikmetli işin hükme bağlandığı, peygamber gönderilmesinin ve vahyin de âlemlerin Rabbi olan Allah’ın rahmetinin bir tecellisi olduğu ifade edilir. Devamında Allah’ın rububiyeti ve mutlak kudreti dile getirilerek hayatı verenin de öldürenin de yalnızca O olduğu belirtilir ve böylece tevhid inancı pekiştirilir. Buna rağmen inkârcıların apaçık gerçek karşısında şüphe ve tereddüt içinde oyalanmaya devam ettikleri vurgulanır. (Duhan, 44/1-9)  

Surenin devamında Mekke müşriklerinin vahye karşı takındıkları inkârcı tavır ele alınır. Onuncu ayette “Göğün açık bir duman getireceği günü bekle.” (Duhan, 44/10) buyrularak sureye de adını veren “duhan” hadisesine dikkat çekilir. Bu dumanın mahiyeti hakkında farklı yorumlar yapılmıştır. Bir kısım müfessirler bunu kıyamet öncesinde ortaya çıkacak büyük alametlerden biri olarak değerlendirirken çoğunluk bunun Mekke’de yaşanan büyük kıtlık sırasında açlığın etkisiyle insanların gözlerine çöken sis ve duman görüntüsünü ifade ettiğini kabul etmiştir. (Kur’an Yolu Tefsiri, Ankara: DİB Yayınları, 2017, 4/793-794) Devam eden ayetlerde inkârcıların azabın kaldırılması için Allah’a yalvaracakları ancak sıkıntı geçince yeniden eski inkârlarına dönecekleri bildirilir. Bu sebeple onların inkâr ve zulümdeki ısrarlarının karşılığını mutlaka görecekleri haber verilir. (Duhan, 44/11-16)

Bundan sonra Hz. Musa ile Firavun kıssasına yer verilerek Mekke müşriklerine tarihî bir ibret tablosu sunulur. Hz. Musa’nın Allah’ın elçisi olarak Firavun’a gönderildiği, onu ve kavmini Allah’a kulluğa davet ettiği anlatılır. Ancak Firavun ve çevresinin bu çağrıyı reddedip Hz. Musa’yı yalancılıkla suçladıkları, bunun üzerine Hz. Musa’nın Allah’tan yardım talep ettiği haber verilir. Bunun üzerine onun Allah’ın emriyle İsrailoğullarını geceleyin Mısır’dan çıkardığı, ardından mucize olarak denizin yarılıp Firavun ve ordusunun boğularak helak edilmesi ve İsrailoğullarının kurtuluşu anlatılır. Akabinde onların geride bıraktıkları bahçelerin, pınarların, ekinlerin ve ihtişamlı hayatlarının başka topluluklara miras kaldığı belirtilir. Firavun ve kavminin yok oluşunun ardından ne göğün ne de yerin onlar için ağladığı ve kendilerine hiçbir mühlet verilmediği bildirilerek inkâr ve zulüm üzere yaşayanların kaçınılmaz sonları gözler önüne serilir. (Duhan, 44/17-29) Bu şekilde dünya nimetlerine güvenmenin insanı kurtaramayacağı, asıl kurtuluşun iman ve itaate bağlı olduğu vurgulanır.

Hz. Musa kıssasının ardından İsrailoğullarına verilen nimetler hatırlatılır. Allah’ın onları Firavun’un aşağılayıcı zulmünden kurtardığı, dönemlerinin diğer toplumlarına üstün kıldığı ve kendilerine açık mucizeler verdiği ifade edilir. (Duhan, 44/30-33) Böylece ilahi nimetlere karşı şükretmenin gerekliliğine dikkat çekilirken geçmiş toplumların yaşadıkları hadiseler üzerinden ilahi mesajı reddedenlerin akıbeti yeniden hatırlatılır.

Surenin devamında müşriklerin ahiret hayatına ilişkin inkârcı tutumları ele alınır. Onların ölümden sonra dirilişi reddettikleri, hayatın yalnızca dünya hayatından ibaret olduğunu ileri sürdükleri belirtilir. Ardından Mekke müşriklerine, kendilerinden çok daha güçlü olan Firavunlar, Tübba kavmi ve önceki milletlerin inkârları sebebiyle helak edildikleri hatırlatılır. Devamında göklerin, yerin ve bunlar arasındaki varlıkların boş yere yaratılmadığı, aksine bütün kâinatın ilahi bir hikmet ve amaç doğrultusunda yaratıldığı bildirilir. Ancak insanların çoğunun bu yaratılış gerçeğini ve varlık âlemindeki ilahi amacı kavrayamadığı vurgulanır. (Duhan, 44/34-39) Böylece inkârcıların dünya hayatını merkeze alan anlayışları eleştirilerek yaratılışın anlamlı, düzenli ve ilahi bir gayeye bağlı olduğu hatırlatılır.

Surenin son bölümünde yer alan ayetlerde inkârcılar ile takva sahiplerinin ahirette karşılaşacakları sonuçlar karşılaştırmalı olarak anlatılır. Öncelikle bütün insanların hesap günü bir araya getirileceği, o gün hiçbir dostun dostuna fayda sağlayamayacağı ve herkesin kendi amellerinin karşılığını göreceği bildirilir. Ancak Allah’ın rahmetine mazhar olan kimselerin bundan müstesna olduğu belirtilerek O’nun mutlak kudret ve rahmet sahibi olduğu vurgulanır. (Duhan, 44/40-42)

Bu ayetlerin ardından cehennem ve cennet tasvirlerine yer verilir. Cehennem ehlinin yiyeceğinin zakkum ağacı olacağı, bunun kaynar su gibi karınlarında kaynayacağı ve çeşitli azaplara uğrayacakları tasvir edilir. Böylece dünyadaki kibirli ve inkârcı tutumlarının karşılığıyla yüzleştirilecekleri belirtilir. Buna karşılık takva sahiplerinin cennette güvenli mekânlarda bulunacakları, bahçeler ve pınarlar içinde yaşayacakları, bunun yanında eşsiz nimetlerle rızıklandırılacakları bildirilir. Ayrıca orada ölüm korkusunun bulunmayacağı ve Allah’ın onları cehennem azabından koruyacağı ifade edilerek bunun en büyük kurtuluş olduğu ifade edilir. (Duhan, 44/43-57)

Sure, Kur’an’ın insanların düşünüp öğüt almaları için Hz. Peygamber’in diliyle kolaylaştırıldığını bildiren, ardından da inkârcılara yönelik ilahi tehdidi dile getiren şu ifadelerle sona erer: “Anlayıp düşünsünler diye Kur’an’ı senin dilinde kolaylaştırdık. Kuşkusuz onlar bekliyorlar, sen de bekle!” (Duhan, 44/58-59)