DİJİTAL BABA
ORHAN TOKER
Ahmet Mahmut ŞEN
Teknolojinin hayatın her alanına nüfuz ettiği günümüzde, çocukların dijital dünyayla kurduğu ilişki aileler için önemli meselelerden biri hâline gelmiştir. Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları ve dijital oyunlar çocukların günlük yaşamının ayrılmaz bir parçası olurken bu teknolojilerin doğru kullanımı ve zaman zaman da kısıtlanması konusunda ebeveynlerin bilinçlendirilmesi büyük önem kazanmıştır. Türkiye’de bu alanda uzun yıllardır çalışmalar yürüten isimlerden biri de kamuoyunda “Dijital Baba” olarak tanınan Orhan Toker’dir.
1968 yılında İstanbul’da doğan Orhan Toker, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden mezun olur. Bir süre mimarlık mesleğini icra ettikten sonra bilişim sektörüne yönelir. Bilişim üzerine kaleme aldığı yazıları kişisel blogunda paylaşırken küçük kızının oynadığı bir dijital oyunda fark ettiği bazı riskler üzerine oyun hakkında bir değerlendirme yazısı yayımlar. Beklenmedik şekilde büyük ilgi gören bu yazı sayesinde ebeveynlerin çocukların dijital dünyasına ilişkin güvenilir bilgiye ihtiyaç duyduğunu fark eder. Eşinin ve kızının teşvikiyle bu alanda daha fazla içerik üretmeye başlar. Çocukların oynadığı oyunları inceleyip analiz eder. Kızının tavsiyesi üzerine daha geniş kitlelere ulaşmak için sosyal medya hesaplarını aktif kullanmaya başlar. Yine kızının önerisi ile sosyal mecralarda “Dijital Baba” mahlasını kullanmaya başlar.
Çocukların teknolojiyle sağlıklı ilişki kurmaları üzerine araştırmalar yapan Toker, ilk dönemlerde ailelere faydalı dijital uygulamalar ve eğitici içerikler önerir. Çocukların zihinsel gelişimine katkı sağlayabilecek uygulamaları inceleyerek paylaşır. Ancak zamanla dijital teknolojilerin yalnızca fayda amacıyla geliştirilmediğini, birçok ürünün kullanıcıların dikkatini mümkün olduğunca uzun süre üzerinde tutup kullanıcıyı ürüne dönüştürmeyi hedeflediğini fark eder. Toker’e göre bu durumun temelinde kapitalist tüketim anlayışı bulunmaktadır. Ona göre dijital platformlar, bireyleri sürekli tüketmeye yönlendiren bir sistemin parçası yapmaya çalışmakta; bu süreç farklı sektörler için yeni tüketiciler oluşturmaktadır.
Ailenin toplumun temel yapı taşı olduğunu ifade eden Toker; aileyi, “çorbanın ortak kaynadığı yer” şeklinde tanımlar. Günümüz tüketim kültürünün aile bireylerini ortak bir yapı olmaktan çıkarıp birbirinden bağımsız tüketicilere dönüştürmeye çalıştığını ifade eder. Diziler, dijital platformlar ve çeşitli medya içerikleri aracılığıyla toplumun kültürel değerlerinden uzaklaştırıldığını, marjinal bir kesimin yaşam tarzının özendirildiğini dile getirir.
Yapay zekânın çocuklar açısından önemli bir bilgi kaynağı hâline geldiğini belirten Toker, çocukların buradan edindikleri bilgilerin, zaman zaman anne ve babanın rehberliğinin önüne geçebildiğini ifade eder. Bunun aile içindeki otoriteyi ve iletişimi olumsuz etkileyebileceğini savunur. Ayrıca sosyal medyada sıkça karşılaşılan, “Çocuk bir şey istediğinde travma yaşamaması için istediğini yapın.” telkinlerinin ebeveynleri yanlış yönlendirdiğini düşünmektedir. Ona göre çocukların her isteğinin karşılanması; yokluk, sabır ve isteklerini erteleyebilme gibi temel yaşam becerilerini kazanmalarını zorlaştırmaktadır.
Toker, teknoloji şirketlerinin kendi çocuklarını sosyal medya kullanımından uzak tuttuklarını ve okullarında hâlâ geleneksel eğitim yöntemlerinin tercih edildiğini örnek göstererek bunun, üzerinde düşünülmesi gereken bir durum olduğunu ifade etmektedir.
Günümüzde yaşanan en büyük sorunlardan birini “dijital dopamin pandemisi” olarak tanımlayan Toker, özellikle kısa videoları “dopamin tasması” şeklinde nitelendirmektedir. Ona göre bir sonraki içeriğin ne olacağının bilinmemesi, insan beyninin ödül mekanizmasını sürekli uyararak kullanıcıların ekran başında daha uzun süre kalmasına neden olmaktadır. Sürekli içerik kaydırmanın zamanla beyindeki haz algısını değiştirdiğini, çocukların ailelerinden aldıkları takdirden yeterince tatmin olamadıklarını, yetişkinlerin ise günlük ilişkilerden eskisi kadar keyif alamadıklarını ifade etmektedir. Bu durumun, bireyleri giderek daha fazla ekran başında vakit geçirmeye yönelttiğini söylemektedir.
Toker, bazı ülkelerde sosyal medya kullanım sürelerine yönelik çeşitli düzenlemeler yapıldığını hatırlatarak Türkiye’de günlük ekran kullanım süresinin ortalama yedi buçuk saat gibi oldukça yüksek seviyelere ulaştığını ifade etmektedir. Hem ebeveynlerin hem de çocukların ekran sürelerini bilinçli şekilde sınırlandırmaları gerektiğini savunmaktadır. Ona göre bu tür sınırlandırmaların, hem yetişkinler hem de çocuklar üzerindeki olumlu etkileri kısa sürede gözlemlenebilir.
Benzer mekanizmaların dijital oyunlarda da kullanıldığını ifade eden Toker, oyunlarda yer alan ödül sandıkları, sürpriz içerikler ve rastgele ödül sistemlerinin çocukların merak duygusunu sürekli canlı tuttuğunu söyler. Bunun yanında, bazı oyunların veya oyun içi mesajlaşma sistemlerinin çocukları yabancı kişilerle kolaylıkla iletişim kurabilecekleri ortamlara taşıyabildiğine dikkat çeker. Geçmişte bazı zararlı oyunların, çocukları kendilerine zarar vermeye kadar götüren görevlerle ilişkilendirdiğini, bu nedenle ailelerin çocukların oynadığı oyunları yakından takip etmeleri gerektiğini vurgular.
Toker’e göre dijital dünyanın riskleri yalnızca oyunlarla sınırlı değildir. Bazı uzak doğu menşeli içerikler de çocukların gerçeklik algısını olumsuz etkileyebilmektedir. Özellikle aile içi iletişimin zayıf olduğu durumlarda çocuklar dijital içeriklerden daha fazla etkilenmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin, ellerine telefon veya tablet vermek yerine çocuklarla kaliteli vakit geçirmeleri çok daha değerlidir.
Toker, sosyal medyada dolaşan içeriklerin önemli bir kısmının gerçeği yansıtmadığını, buna rağmen milyonlarca insana ulaştığını belirterek toplumun dijital okuryazarlık konusunda daha bilinçli olması gerektiğini vurgulamaktadır.
Bugüne kadar çocuklar için yedi, yetişkinler için ise üç kitap kaleme alan Orhan Toker; Dijital Dünyada Anne Baba Olmak, Dijital Tsunami ve Dijital Baba’dan Mesaj Var adlı eserleriyle dijital dünyada çocuk yetiştiren ailelere rehber niteliğinde yol gösterir. Ayrıca yeni kitapların da müjdesini verir. Kitaplarının yanı sıra seminerleriyle, konferanslarıyla ve sosyal medya paylaşımlarıyla geniş kitlelere ulaşarak ebeveynleri bilinçlendirmeye devam etmekte; çocukların teknolojiyle daha sağlıklı ve dengeli bir ilişki kurabilmeleri için çalışmalarını sürdürmektedir.