DANTEL UCUNDA KALAN DÜNYA
Gülay ALBAYRAK
Toplumu oluşturan örf ve âdetleri vardır. Yaşama dair olan bu özellikler toplumları birbirinden ayırır. Yaşanılan evler, mobilyalar, pişirilen yemekler, giyilen kıyafetler sizi siz yapan değerlerdir. Bazen bu unsurlara bazı detaylar eklenir; evlerin içini süsleyen, güzelleştiren el emeği göz nuru olan el işi danteller gibi…
Karadeniz köylerinde, çivi çakılmadan yapılan yüzyıllık ahşap evlerde yaşanıldığı, bu güzelim evlerin yıkılmadığı zamanlarda nerdeyse her odada çiçekli kanaviçeler ve ucunda yer alan danteller karşılardı sizleri. Bugünkü gibi vazo, çiçek ve süs eşya kültürünün olmadığı zamanlarda evlerin o zamanki süsleriydi onlar.
Tek katlı ahşap evin merdivenlerinden içeri girdiğinizde kocaman bir salon ahşap kokusuyla içine çekerdi sizi. Pencere kenarında baştan başa oturmaya uygun olarak tahtadan yapılmış düzenek, onun üstünde minderler ve kenarlarında yastıklar bulunurdu. Yastıkların üstüne kanaviçe işli ve ucunda da danteller olan örtüler serilirdi. İnsanlar bu minderlere oturarak birbirleriyle muhabbet eder, pencereden dışarıyı seyreder, kuş seslerini dinlerlerdi. İnsan sayısının fazla olduğu zamanlarda yerlerdeki kilimin üstüne minderler atarak otururlar, yemeklerini de yer sofralarında yerlerdi. Eşyaların bizi yormadığı, ev yaşamının basit ve kolay olduğu günlerdi. Üstüne oturulan tahta düzeneğin içinde mısır unları, kurutulmuş bitkiler, atalık tohumlar saklanırdı. Hangi odaya girerseniz girin mutlaka her odada beyaz örtüye dikilmiş dantellerle karşılaşırdınız. Her dantelin modeli, şekli birbirinden farklı olur, her bir model sonsuza kadar devam edebilirdi. Vestiyer kültürünün olmadığı, kıyafetlerin tahta duvarlara çakılan çivilere asıldığı o günlerde, kıyafetlerin görülmemesi için de yine üstlerine iki çiviye gergin şekilde asılmış ucu dantelli kanaviçe işlemeli bembeyaz bir örtü örtülürdü. Duvarın neredeyse çoğunu kaplayan bu süslü örtüler odaya ayrı bir güzellik katardı. Eğer evde gelin varsa onun için alınmış koltuklu misafir odalarının vitrininin içinde ve sehpaların üstünde, tekli halinde yuvarlak ya da kare motifli danteller yerini alırdı. Duvardaki duvar halısı, mobilyaların üstündeki dantel örtüler odaya ayrı bir hava katardı.
Mutfak kültürünün başka olduğu, tereğin (tabak çanak koyulan katlı ahşap düzenek) ve yemek pişirilen odada ocakların bulunduğu, bu ocaklarda odunların ve fındık çalılarının yakılarak sac üzerinde yemeklerin pişirildiği dönemlerde, ateşin dumanını çekmesi için odalarda iç bacalar bulunurdu. İşte bu bacaların üstüne dahi dantelli beyaz örtüler serilirdi. Ocakta birkaç sac üzerinde kazanlarla, tencerelerle pişirilen yemeklerin tıkırtısı, leziz kokusu, bakır güğümlerde kaynayan suların fokurtusuna sacda pişirilen mısır ekmeğinin kokusu eklenirken bembeyaz örtüdeki rengârenk nakışlar ve süslü danteller de bu coşkuya eşlik ederlerdi. Hatta bazı pencerelerde de tül perde yerine dantelli örtüler ve tamamen dantelden yapılan tüller kullanılırdı. Bu dantelli örtülerden bahçeye baktığınızda yemyeşil kocaman bahçenin içinde siyah incir, elma, armut, dut ve erik ağaçlarını, bir tarafınızda içinde fırın bulunan yapıyı, su çekilen su kuyusunu ve su çekme aparatını diğer tarafta ise ahırı, inekleri, ortalarda gezen kedileri, tavukları, ördekleri ve oyun oynayan çocukları görebilirdiniz. Dantelin ucundan görülen bu manzara unutulmayacak hatıralar bırakırdı insan hafızasında.
Eğer bu güzelim evin içinden ahşap merdivenle geçilerek ulaşılan odada misafir olduysanız; ucunda rengârenk işlenmiş kanaviçe ve dantelle süslemiş uzun yastık ve yine aynı süslere sahip pamuklu veya yün yorgan eşliğinde, yer yatağında yatma şansına sahip olabilirdiniz. Uyuyuncaya kadar bu güzelim motifleri seyrederken uyandığınızda ise en güzel uykunuzu almış olarak uyanırdınız.
Köyde yaz bitip kış mevsimi başlayınca komşular birbirine gezmeye giderler, kuzinede patlatılan mısır ve sobada demlenen çay eşliğinde sohbet ederlerdi. Edilen sohbetlerin konularından biri de dantel olurdu. Anneler daha tahta beşikte sallanan bebekleri için çeyiz yapmaya başlar, odadaki küçük kız çocuklara “Hadi zincir çekiver.” denilerek ellerine dantel ipliği ve mil verilirdi. Komşulukta danteller örülür, komşular birbirlerine dantel örnekleri vererek sohbet ederler, birbirlerinin terapisti olurlardı.
Gel zaman git zaman beşikteki bebekler büyüdü, evlendi, anneler yıllarca emek vererek yaptıkları dantellerini ve diğer hazırladıkları çeyizlerini kızlarına verdiler evlerinin en güzel köşelerini süslesinler diye.Ama sonraki neslin çoğu, yıllarca emek verilen bu süslemeleri evlerinde kullanmak istemediler; “demode” olarak görülen bu emekler sandıklarda, bazalarda kalıverdi. Evlerini bir önceki neslin tersine daha modern denilebilecek eşyalarla doldurdu, dantel kültürünün yerini süs eşyaları, yapay çiçekler ve diğer eşyalar aldı.
Zamanla çoğu ahşap yüzyıllık evler yıkılmaya başladı, yerine beton ve çağa uygun evler yapılmaya, içleri de ona göre döşendi. Artık neredeyse köy evleri ile şehir evlerinin farkı kalmamaya, kanaviçeli danteller de yeni köy evlerinde yerini bulamadı. Evlerimizden dantelli kanaviçelerle beraber bize ait olan yaşamlar da kayboldu. Ahşap evler yıkılmaya başlayınca ocakta yanan odunun çıtırtısı, ışığı, odun ateşinde pişirilen yemeklerin mis kokusu ve lezzeti, pazen ve basma giysiler, sabah serinliğinde ocağın başında ısınmak için toplanan ve sohbet eden aile fertleri de kaybolmaya başladı.
Bizde her geçen gün azalan ve artık terk etmeye başladığımız dantel kültürü Avrupa’da yaşatılmaya devam ediyordu. Belçika dantellerinin ünü dünyaya ulaşmış, oradan gelirken alınan en önemli hediyelik eşyalar içine girmişlerdi. Hatta İtalya’da dantel üzerine kurulmuş bir müze (Museo del Merletto) bile vardı. Bu müzede sadece danteller sergilenmiyor; dantel geleneğinin tarihi, arşivleri ve kuşaktan kuşağa aktarılan teknikleri de korunuyordu.
Bizim kültürümüzde ise sadece danteller değil kanaviçeler, oyalar, telkâriler, sırma işlemele, ismini saymaya yetmez çeyizlik bir sürü el emeği, göz nurlarımız var. Her yörede farklı hepsi birbirinden güzel, hepsi dünyada ünlü olmaya değer. Hepsi eski değerlerini görmeyi hak ediyorlar. Ancak günümüz koşturmacası ve telaşı, kadınların ev hayatının yanında iş hayatında da var olmaları bu değerlere gereken zaman ve önemin verilmesine engel oluyor. İstesek de bu değerlerimize fazla zaman ayıramıyoruz. Gelişen çağda annelerimizin yaşadığı hayatı da yaşayamıyoruz.
Benzer evler, benzer eşyalar, benzer kıyafetler giymeye başladığımız bu günlerde, bize ait değerlere sahip çıkmazsak, bizden sonraki nesle bize ait hangi emanetleri bırakacağız? Yüzyıllardır atalarımızdan bize ulaşan ve onlardan emanet aldığımız değerlerimizi nasıl yeni nesle aktaracağız? Değerlerimize sahip çıkmak, onların günümüz dünyasında yerini bulmasını sağlamak, bizden sonraki nesle olan görevimiz de… Bizden önceki nesiller bizi biz yapan ve diğer toplum ve kişilerden ayıran kültürel öğelerimize sahip çıktı, onlara değer verdi ve bizlere emanet etti. Bizler de bize emanet edilen değerleri bir sonraki nesle aktarmanın derdini taşımalıyız. Aksi hâlde diğer toplumlardan ne farkımız kalacak?
Dantellerimize kanaviçelerimize değer vermeye başladığımızda sadece bize ait süslemeleri günümüze taşımayacağız; o dönemdeki değerleri, komşuluk ilişkilerini ve dantel ucundan görünen o dünyayı da günümüze taşıyarak günümüz nesli ile tanıştırmış olacağız.