ÇOCUK VE
ERGENLERDE
AKRAN ZORBALIĞI
Doç. Dr. Hakan ÖĞÜTLÜ
Çocuklar okulda yalnızca ders öğrenmezler. Arkadaşlık kurmayı, bir gruba ait olmayı, sınır koymayı, reddedilmeyi, kabul görmeyi ve sosyal ilişkiler içinde kendilerini nasıl konumlandıracaklarını da okul ortamında öğrenirler. Bu süreç, çoğu zaman gelişimin doğal bir parçasıdır. Çocuklar zaman zaman tartışabilir, küsebilir, oyun sırasında anlaşmazlık yaşayabilir ya da birbirlerine kırıcı sözler söyleyebilir. Ancak bazı durumlarda yaşananlar, basit bir arkadaşlık sorunu olmaktan çıkarak bir çocuğun kendini güvensiz, değersiz, yalnız ve çaresiz hissettiği, tekrarlayıcı bir ilişki biçimine dönüşür. İşte bu noktada akran zorbalığı açısından dikkatli olmak gerekir.
Akran Zorbalığı Nedir?
Akran zorbalığı, çocukluk ve ergenlik döneminde sanıldığından daha sık karşılaşılan ancak her zaman kolay fark edilmeyen bir sorundur. Çünkü zorbalık yalnızca bir çocuğun diğerine vurması, itmesi ya da açıkça tehdit etmesi şeklinde ortaya çıkmaz. Bazen bir lakapla bazen sürekli tekrar eden bir “şaka”yla bazen grup sohbetinden çıkarılmayla bazen de bir çocuğun sınıfta sistematik olarak yalnız bırakılmasıyla kendini gösterir. Dışarıdan bakıldığında “çok büyük bir olay yokmuş” gibi görünebilir. Fakat çocuk için bu yaşantı, her gün biraz daha ağırlaşan bir yük hâline gelebilir.
Burada önemli noktalardan biri şudur: Akran zorbalığı, çocuğun “fazla alıngan” olması, “kendini savunamaması” ya da “arkadaşlarıyla geçinememesi” şeklinde geçiştirilecek bir durum değildir. Zorbalık yaşayan çocuk, çoğu zaman ne olduğunu tam olarak anlatamaz. Bazen “Bir şey yok.” der bazen okula gitmek istemez bazen karın ağrısından yakınır bazen de sessizce içine kapanır. Bu belirtileri yalnızca kapris, tembellik ya da dikkat çekme isteği olarak yorumlamak, çocuğun yaşadığı gerçek zorlanmayı gözden kaçırmamıza neden olabilir.
Akran zorbalığı, aynı yaş grubundaki ya da gelişimsel olarak benzer konumdaki çocuklar arasında yaşanan, tekrar eden, taraflar arasında güç dengesizliği bulunan ve hedef alınan çocukta duygusal, sosyal ya da fiziksel zarar bırakan bir ilişki biçimidir. Bu tanımda üç temel nokta önemlidir: süreklilik, güç dengesizliği ve zarar verme etkisi.
Bir çocuk, bir başka çocukla tartışabilir. Oyun sırasında anlaşmazlık çıkabilir. İki çocuk birbirine kırılabilir ve sonra barışabilir. Bunlar her zaman zorbalık anlamına gelmez. Ancak aynı çocuk tekrar tekrar hedef alınıyor, kendini savunmakta zorlanıyor, karşısındaki çocuk ya da grup karşısında güçsüz hissediyor ve bu durum onun okul yaşamını, duygusal durumunu ya da sosyal ilişkilerini etkiliyorsa artık basit bir çatışmadan değil akran zorbalığından söz etmek gerekir.
Güç dengesizliği her zaman fiziksel güç anlamına gelmez. Bazen zorbalık yapan çocuk daha iri ya da daha güçlü olabilir. Bazen bir grup, tek bir çocuğu hedef alabilir. Bazen sosyal olarak daha popüler olan bir çocuk, başka bir çocuğu dışlayarak ya da hakkında konuşarak güç kullanabilir. Bazen de dijital ortamda bir gruba ekleyip çıkarma, mesajları görmezden gelme ya da fotoğraf paylaşma üzerinden güç kurulabilir. Bu nedenle akran zorbalığını anlamak için “Ne oldu?” sorusunun yanında “Bu çocuklar arasında nasıl bir ilişki var?” sorusunu da sormak gerekir.
Zorbalık ile Çatışma Nasıl Ayırt Edilir?
Ailelerin ve öğretmenlerin en çok zorlandığı alanlardan biri, zorbalık ile akran çatışmasını ayırt etmektir. Çatışmada genellikle taraflar görece eşit güçtedir. İki çocuk da kendini ifade edebilir, roller değişebilir, uzlaşma mümkündür ve yetişkin rehberliğiyle problem çözme öğrenilebilir. Çatışma, doğru yönetildiğinde çocuğa fikir ayrılıklarının ilişkileri tamamen bozmak zorunda olmadığını öğretir.
Akran zorbalığında ise durum farklıdır. Burada hedef, çoğu zaman aynı çocuktur. Çocuk, kendini savunmakta zorlanır. Yaşananlar tekrar eder ve çocukta korku, utanç, kaygı ya da yalnızlık oluşturur. Zorbalık yaşayan çocuk bazen bir noktadan sonra bağırabilir, itebilir ya da sert tepki verebilir. Bu tepki, her zaman iki tarafın eşitlendiği anlamına gelmez. Bazen uzun süre alay edilen, dışlanan ya da yok sayılan bir çocuğun artık taşıyamadığı yükün dışa vurumudur.
Akran Zorbalığının Türleri
Akran zorbalığı, farklı biçimlerde ortaya çıkabilir ve çoğu zaman bu türler birbirinden tamamen ayrı değildir. Bir çocuk hem sözel olarak alay edilebilir hem sosyal olarak dışlanabilir hem de dijital ortamda hedef hâline getirilebilir.
Fiziksel zorbalık; vurma, itme, tekmeleme, çelme takma, eşyalarını saklama, harçlığını isteme, yolunu kesme ya da oyun oynuyormuş gibi fiziksel olarak rahatsız etme şeklinde görülebilir. Fiziksel zorbalık, bazen gözle görülür iz bırakır bazen bırakmaz. Ancak çocuk için asıl zorlayıcı olan, çoğu zaman “Bir daha ne zaman olacak?” düşüncesidir.
Sözel zorbalık; lakap takma, alay etme, küçük düşürücü sözler söyleme, fiziksel görünüm, kilo, boy, ses, giyim, aile ya da kişisel özellikler üzerinden aşağılayıcı ifadeler kullanma şeklinde ortaya çıkabilir. Sözel zorbalığın iz bırakmadığı düşünülebilir. Ancak bazı sözler çocuğun zihninde tekrar eder ve zamanla çocuğun kendine bakışını değiştirebilir.
Sosyal ya da ilişkisel zorbalık ise çoğu zaman en görünmez olanıdır. Çocuğun oyuna alınmaması, yanına oturulmaması, grup çalışmalarında yok sayılması, hakkında dedikodu yayılması, konuştuğunda duymazdan gelinmesi ya da başkalarına “Onunla konuşma.” denmesi bu tür zorbalığa örnektir. Bu durumda çocuk yalnızca arkadaşsız kalmaz. Aynı zamanda “Ben burada istenmiyorum.” duygusunu yaşamaya başlar.
Siber zorbalık ise dijital araçlar üzerinden yapılan zorbalıktır. Hakaret içeren mesajlar, tehditler, izinsiz fotoğraf ya da video paylaşımı, grup sohbetlerinden çıkarma, sahte hesap açma, çevrim içi oyunlarda hedef alma ya da bir kişi hakkında gizli gruplarda konuşma, siber zorbalık örnekleridir. Siber zorbalığın en zorlayıcı tarafı, çocuğun eve geldiğinde bile güvende hissetmesini engelleyebilmesidir. Telefonla eve gelir, gece yatağın içine kadar girer ve çocuğa “Kaçacak güvenli bir alanım yok.” duygusu yaşatabilir.
Hangi Belirtiler Aileyi Düşündürmelidir?
Akran zorbalığı yaşayan çocuklar, her zaman açıkça “Bana zorbalık yapılıyor.” demez. Hatta çoğu zaman yaşadıklarını anlatmazlar. Bu nedenle ailelerin, çocuğun sözleri kadar davranışlarındaki değişimleri de dikkatle izlemesi gerekir.
Okula gitmek istememe, sabahları karın ağrısı ya da baş ağrısı yaşama, sık sık hastalanmış gibi görünme, okuldan eve geldiğinde içine kapanma, eskiden anlattığı şeyleri artık anlatmama, arkadaşlarından uzaklaşma, teneffüslerden ya da servis kullanımından kaçınma, eşyalarının sık sık kaybolması ya da zarar görmesi önemli işaretler olabilir. Çocuk daha öfkeli, daha hassas, daha alıngan ya da daha sessiz hâle gelebilir. Uyku sorunları, iştah değişiklikleri, ders başarısında düşüş ve öz güven kaybı da görülebilir.
Ergenlik döneminde belirtiler daha içe dönük olabilir. Genç, odasına kapanabilir, sosyal medyadan uzaklaşabilir ya da tam tersine telefonuna aşırı bağımlı ve sürekli tetikte hâle gelebilir. Arkadaş gruplarıyla ilgili konuşmak istemeyebilir; “Kimse beni sevmiyor.”, “Ben zaten fazlalığım.”, “Okula gitmek istemiyorum.” gibi cümleler kurabilir. Bu cümleleri küçümsememek gerekir. Çünkü bazen bir çocuğun ya da ergenin yardım çağrısı çok sessiz gelir.
Aileler Ne Yapabilir?
Ailelerin ilk yapması gereken şey, çocuğun yaşadığını küçümsememektir. Çocuğa önce inanıldığını ve yanında olunduğunu hissettirmek gerekir. Bu yüzden çocuğu soru yağmuruna tutmak yerine güvenli bir konuşma alanı açmak gerekir. “Bir süredir iyi olmadığını fark ediyorum. Anlatmak istersen buradayım. Anlatmak istemezsen de yanında olacağım.” gibi cümleler, çocuğun kendini suçlanmadan ve sıkıştırılmadan ifade etmesine yardımcı olabilir.
Çocuk anlatmaya başladığında hemen çözüm üretmeye, okula gitmeye ya da karşı tarafı suçlamaya geçmeden önce dinlemek önemlidir. “Bu seni çok üzmüş olmalı.”, “Bunu yaşaman doğru değil.”, “Bunu birlikte ele alacağız.”, “Bu senin suçun değil.” gibi cümleler, çocuğun güven duygusunu artırır.
Aileler okul ile iş birliği kurmalıdır. Ancak bu iş birliği sakin, planlı ve çocuğun güvenliğini önceleyen bir şekilde yürütülmelidir. Öğretmen, rehberlik servisi ve okul yönetimiyle görüşülerek yaşananların ne zamandır sürdüğü, nerelerde ortaya çıktığı, kimlerin dâhil olduğu ve çocuğun nasıl korunacağı birlikte değerlendirilmelidir. Zorbalığı yalnızca “Çocuklar kendi arasında halletsin.” şeklinde bırakmak doğru değildir. Zorbalıkta güç dengesizliği olduğu için çocuğun bunu tek başına çözmesi beklenemez.
Siber zorbalık varsa ekran görüntülerinin saklanması; tehdit, izinsiz paylaşım ya da mahremiyet ihlali gibi durumlarda daha ciddi adımların değerlendirilmesi gerekir. Ancak çocuğun telefonu hemen elinden alınmamalı ya da sosyal medya kullanımı cezaya dönüştürülmemelidir.
Okulun Rolü Neden Önemlidir?
Akran zorbalığı, yalnızca iki çocuk arasında yaşanan bireysel bir sorun değildir. Çoğu zaman sınıf iklimi, tanıkların sessizliği, yetişkinlerin tepkisi ve okulun sınır koyma biçimiyle birlikte şekillenir. Bu nedenle okulun rolü çok önemlidir.
Öğretmenler, zorbalık şüphesi olduğunda yaşananı küçümsememeli, “Şakalaşmışlar.” ya da “Çocuklar arasında olur.” diyerek geçiştirmemelidir. Aynı zamanda öfkeyle patlamak, sınıfın ortasında suçlu aramak ya da çocuğun adını açıkça söylemek de zorbalığı daha gizli hâle getirebilir. Daha doğru yaklaşım, sakin ama net sınır koymaktır. “Bu şekilde konuşmak sınıfımızda kabul edilemez.” ya da “Bu davranışın devam etmesini istemiyorum.” gibi kısa ve net cümleler hem güvenliği sağlar hem de durumu büyütmeden müdahale eder.
Zorbalık yapan çocuk da yalnızca “kötü çocuk” olarak etiketlenmemelidir. Elbette davranış durdurulmalı, sınır konmalı ve gerektiğinde disiplin süreci işletilmelidir.
Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?
Zorbalık çocuğun okul devamını, uyku ve iştah düzenini, akademik performansını, sosyal ilişkilerini ya da ruhsal durumunu belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel destek alınmalıdır. Çocukta yoğun kaygı, depresif belirtiler, içe kapanma, kendini suçlama, öfke patlamaları, bedensel yakınmalar ya da kendine zarar verme düşünceleri varsa vakit kaybetmeden çocuk ve ergen psikiyatristine başvurulmalıdır.
Psikolojik destek, çocuğun yaşadıklarını anlamlandırmasına, suçluluk ve utanç duygularını azaltmasına, kendini daha sağlıklı ifade etmesine ve güvenli baş etme yolları geliştirmesine yardımcı olur. Aile danışmanlığı da ebeveynlerin çocuğa nasıl yaklaşacağını, okul ile nasıl iletişim kuracağını ve süreci nasıl yöneteceğini öğrenmesi açısından önemlidir.