CERİR B. ABDULLAH

EL-BECELİ:

DEYRİZOR’UN BAĞRINDA MİSAFİR ETTİĞİ SAHABİ

Enbiya YILDIRIM

Allah Resulü’nün öyle arkadaşları vardı ki hayatlarını okuduğunuz zaman acaba oturmaya hiç vakitleri olmuş mudur, dersiniz. Bu sorunun ardından da İslam davetinin insanların gönüllerine ulaşması için ne yapmak gerektiğini anlarsınız. Bunun adı fedakârlıktır ve Cerir b. Abdullah bunun en iyi örneklerindendir.

Allah Resulü’nün yanında

Tam anlamıyla görgülü, cemiyet adamı bir insan olan Cerir, Yemenli Becile kabilesinin reisiydi. Hicretin onuncu yılında, ramazan ayında yüz elli kişilik bir heyetle Resulullah’a (s.a.s.) geldi. Şehre girmeden önce üstünü başını değiştirerek güzel elbiselerini giydi. (Ebu Nuaym, Ma’rifetu’s-Sahâbe, II, 592.) Kirlenmiş elbiselerle huzura çıkmak istemiyordu. Resulullah da onun hakkında bilgiye sahipti. Gelişini öğrenince “Birazdan size Yemen’in en hayırlılarından biri gelecek, sanki onun yüzünde bir meleğin nuru vardır.” (İbn Abdilber, İstiab, I, 237) buyurdu. Huzura girince de yanındaki cüppeyi oturması için yere serdirdi ve şöyle buyurdu: “Size bir toplumun büyüğü gelince onu ikramla ağırlayın.” Cerir ise cüppeyi alarak göğsüne götürdü ve “Siz bana ikram ettiğiniz gibi Allah da size ikramda bulunsun.” dedi. (Zehebi, Nübelâ, II, 532-3) Şehadet getirip Hz. Peygamber’e (s.a.s.) bağlılığını sundu.

Efendimiz (s.a.s.) sohbet sırasında memleketindeki durumları sordu. O da İslam’ın büyük oranda bölgeye hâkim olduğunu, putların kırıldığını ve ezanların okunduğunu söyledi. (İbnü’l-Cevzi, Muntazam, V, 244; İbnü’l-Esir, Kâmil, II, 168; Diyarbekri, Târîhu’l-Hamîs, II, 198) Hasam kabilesi topraklarındaki tapınakta bulunan Zülhalesa putunun ise hâlâ yıkılmadığını ekledi. Burası Cahiliye Dönemi’nde Kâbe’ye “Şam Kâbesi”, Zülhalesa’ya da “Yemen Kâbesi” denilerek alternatif olarak benimsetilmeye çalışılan bir yerdi. (İbn Kesir, Bidaye, II, 243) Resulullah (s.a.s.) bunu öğrenince ona bir sancak verdi ve bu sorunu çözmesini istedi. O da geri döndükten sonra bir birlik eşliğinde bu görevi yerine getirdi: Putu kırdı, tapınağı da ateşe verdi. Görevi tamamlamasının ardından bir haberciyle müjdeyi Peygamberimize ulaştırdı. Daha sonra da Hz. Peygamber (s.a.s.) memnuniyetini dile getirerek bu eyleme katılan herkese hayır duada bulundu. (Buhari, 3823; İbn Sa’d, Tabakât, I, 261; İbn Kesir, Bidaye, IV, 432)  Ardından Cerir, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) görevlendirmesiyle yaşadığı bölgedeki gayrimüslimleri İslam’a davet çalışmalarını yürüttü. (İbnu’l-Cevzi, Muntazam, IV, 7.) Bu çabaları sayesinde Yemen’de İslam’ın gönüllere yerleşmesinde büyük katkısı oldu. Veda Haccı’nda da Peygamberimize eşlik etti. (Buhari, İlim, 121)

Allah Resulü’nün (s.a.s.) ömrünün sonlarındaki bu arkadaşlığa baktığımızda Efendimizin ona büyük itibar gösterdiğini, onun da bunu hak ettiğini görürüz.

Resulullah’ın ardından

Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat edince Arap Yarımadası’nda dinden dönmeler yaşandı. Cerir’in kabilesi de bunlardan biriydi. Hz. Ebubekir hemen Cerir’i kendi kabilesi ile Hasam’a gönderdi. Büyük kısmı Cerir’in etkili konuşması sonrasında tekrar İslam’a döndü. Çok az bir kısmı ise silahlı direniş yolunu tercih etti ama nihayetinde onlar da hatalarından vazgeçtiler. (İbnü’l-Esir, Kâmil, II, 227) Böylece Cerir’in bölgesinde isyanlar bastırılmış oldu.

Hz. Ebubekir Yemen’deki isyanları bastırmak üzere Muhacir b. Ümeyye’yi görevlendirdi. Cerir, kendi bölgesinde görevi tamamladıktan sonra ona katıldı ve Necran’dan Sana’ya kadar olan bölgede sükûnet sağlandı. (Taberi, Tarih, III, 329; İbnü’l-Esir, Kâmil, II, 229) Bu arada Hz. Ebubekir, bugünkü Suudi Arabistan sınırları içinde bulunan Yemame’de peygamberliğini ilan eden sahte peygamber Müseylimetülkezzâb üzerine Halid b. Velid komutasında bir ordu göndermişti. Savaşta sahte peygamber öldürülmüş ancak Halid’in ordusundan da ölenler ve yaralananlar olmuştu. Bunun üzerine Halid, Hz. Ebubekir’e takviye birlik gönderilmesi için bir mektup yazdı ve Cerir’in buna uygun olduğunu belirtti. Hz. Ebubekir de Cerir’e mektup yazarak Halid’e yardıma gitmesini istedi. Cerir de dört yüz kişiyle ona katıldı ve sonrasında Irak’ın bazı bölgelerinin fethinde Halid’e destek oldu. (Belazuri, Fütûhü’l-Buldân, s. 243)

Hz. Ömer dönemi

Hz. Ömer halife olunca kaybettikleri yerleri almak isteyen Sasanilerin harekete geçtiğini öğrendi. Hemen Ebu Ubeyde es-Sekafi komutasında bir orduyu bölgeye gönderdi. Cerir de kendi birliğiyle ona katıldı. Köprü Savaşı olarak anılan muharebe Müslümanların yenilgisiyle sonuçlandı. Cerir, Hz. Ömer’in huzuruna çıktı ve çok asker kaybettiğini arz etti. Hz. Ömer de ona, kendi kabilesi ile diğer kabilelerden yeni bir birlik kurmasını emretti. Böylece Cerir, dört bin kişilik yeni ordusuyla Irak tarafına doğru yola çıktı. Bu defa düşmanla Kûfe yakınlarındaki Nuhayle’de karşılaştılar. Şiddetli çatışmaların sonunda düşman yenildi ve komutanları Mihran’ı bizzat Cerir öldürdü. Böylece Nuhayle’yi fethettiler. (Belazuri, Fütûhü’l-Buldân, s. 249-50; İbn Kesir, Bidaye, VII, 35-6)

İranlıları yine Kûfe’ye yakın bir yer olan Kussu’n-Nâtıf’ta da yendi. Medain’e çekilen düşman burada çok büyük bir ordu hazırlığına başlayınca Hz. Ömer hem ona hem de bölgede bulunan Müsenna b. Harise’ye mektup yazarak güçlerini birleştirmelerini emretti. Sonra da Irak cephesi başkomutanı Sad b. Ebu Vakkas kumandasında büyük bir orduyu destek için gönderdi ve her ikisine onun komutasına girmelerini yazdı. Bu sefer İranlılarla Kadisiye’de karşılaştılar. İran ordusunda filler de vardı. Sad, bu savaşta Cerir’i sağ cenahın komutanlığına atadı. Çok çetin geçen savaşta başkomutanları Rüstem’in öldüğü düşman ordusu büyük hezimet yaşadı. Böylece başşehir Medain, Müslümanların eline geçmiş oldu. Son Sasani Kisrası Yezdicerd ise (bugünkü İran sınırında bulunan) Hulvan’a sığındı ve askerlerinin Celula’da (bugünkü Irak’ın İran sınırındaki Diyala’da) toplanmasını emretti. Bunun üzerine Cerir, atlı birlikleriyle Müslümanlar ile İranlılar arasında tampon bölge oluşturarak muhtemel saldırıya karşı tedbir aldı. Rüstem’in kardeşi Hurrezaz’ın komutasındaki düşman, Celula’da yapılan bu savaşta da büyük hezimete uğradı. (Belazuri, Fütûhü’l-Buldân, s. 260)

Savaş sonrasında Cerir, Hz. Ömer’in kendisine vadettiği üzere, ganimetlerin dörtte birinin beraberinde savaşa katılmış kabile mensuplarına ait olduğunu ifade etti. Amacı onların moralini yüksek tutmaktı. Durumu Hz. Ömer’e soran Sad’a, halifeden gelen cevap ise şöyleydi: “Eğer kendisini ve kabilesini müellefe-i kulûb gibi İslam’a kazandırılacak kişiler olarak görüyorlarsa onlara o hisseyi verin. Yok, eğer sırf Allah rızası için Allah yolunda savaştılarsa o takdirde diğer Müslümanlar gibidirler. Onların lehine olan şey onların da lehinedir; aleyhlerine olan şey onların da aleyhinedir.” Halifenin çarpıcı ifadeleri karşısında Cerir, diğer Müslümanlara göre ilave bir taleplerinin olmadığını söyleyerek -iyi niyetle dile getirdiği- talebinden vazgeçti. (Belazuri, Fütûhü’l-Buldân, s. 263-4)

Savaşın ardından Sad, Cerir’i Hulvan’a gönderdi. Ordu, Hulvan’a yaklaşınca orada bulunan Yezdicerd, İsfahan’a doğru kaçtı. Cerir de sulh yoluyla Hulvan’ı teslim aldı. Daha sonra gerçekleşen çeşitli savaşlarda da başarılar göstererek Hulvan’a döndü ve Ammar b. Yasir, Kûfe’ye vali olarak atanana kadar şehri yönetti. (Belazuri, Fütûhü’l-Buldân, s. 295) Hz. Ömer’in emri üzerine Ebu Musa el-Eşari’ye yardıma giderek Şüşter’in fethine de katıldı. (Belazuri, Fütûhü’l-Buldân, s. 369)

Müslümanları Sasani topraklarından ebediyen çıkarmak isteyen Yezdicerd bu sefer Nihavend’de büyük bir ordu topladı. Hz. Ömer bu savaşta Numan b. Mukarrin’in, şehadeti hâlinde Huzeyfe b. Yeman’ın, o da şehit olursa Cerir’in komutanlık yapmasını istedi. (Belazuri, Fütûhü’l-Buldân, s. 296) Halifenin bu kararı Cerir’in onun nezdindeki konumunu gösterir. Savaş sonunda Sasani ordusu tamamen dağıldı ve bir daha toparlanamadı. Bu savaşla birlikte Irak’ın fethi tamamlanmış oldu.

Hz. Ömer, Ammar’dan sonra Kûfe valiliğine Muğire b. Şu’be’yi getirdi. Şu’be de onu Hemedan üzerine gönderdi. Cerir ilk seferinde şehri fethedemedi, hatta savaşta bir gözünü kaybetti. (İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih, II, 406) Bir süre sonra şehri yeniden kuşatarak İslam topraklarına kattı.

Hz. Osman dönemi

Cerir, Hz. Osman Dönemi’nde Kûfe Valisi Muğire’ye bağlı olarak bir süre Hemedan valiliği yaptı. (Belazuri, Fütûhü’l-Buldân, s. 313) Daha sonra Said b. Âs kumandasında Azerbaycan fetihlerine katıldı ve bazı şehirleri fethetti. Hz. Osman, başarılarından dolayı onu ödüllendirdi. (Belazuri, Fütûhü’l-Buldân, s. 302, 269) Kûfe Valisi Muğire’nin de vefat edeceği sırada yerine onu vekil bıraktığı nakledilir. (Zehebi, Tarihü’l-İslam, II, 390) Anlaşılan o ki herkes nezdinde muteber bir insandır.

Hz. Ali dönemi

Hz. Ali de halife olunca çeşitli vesilelerle Cerir’in devlet tecrübesinden yararlanmıştır. Cemel Savaşı’nı kazanmasının ardından Cerir’i, ikamet ettiği bugünkü Deyrizor’un bir ilçesi olan Busayra’dan Kûfe’ye çağırarak kendisine biat etmesi için onu Muaviye’ye gönderdi. Cerir, Muaviye ile yaptığı görüşmelerden sonuç alamadı. Durumu bildirmek için geldiği Hz. Ali’ye, “La ilahe illallah” diyenlerle savaşmayacağını söyleyerek tarafsız kaldı. Geldiği yere geri dönerek bir anlamda uzlet hayatı sürmeye başladı. 51/671 yılında burada vefat etti. (Zehebi, Nübelâ, II, 536; Sibtu’bni’i-Cevzi, Mir’atü’z-Zemân, VII, 215)

Allah Resulü ile ilişkileri

Cerir, kabile reisi olması hasebiyle güngörmüş, asil ve ufuk sahibi bir insandı. Hiçbir zorlama olmaksızın Medine’ye gelip Müslüman olmuştu. Resulullah’a (s.a.s.) karşı da son derece saygılıydı. Kabilesinden insanlarla birlikte Peygamber Efendimizi ziyaret ettiklerinde son derece saygılı davranırlar ve selam verdikten sonra onun işaretiyle otururlardı. (İbn Sad, Tabakât, Mütemmimü’s-Sahabe, s. 805) Hz. Peygamber de bu yönlerini takdir ederdi. Bu yüzden ona, “Şüphesiz ki Allah sana güzel bir yaratılış vermiştir, sen de ahlakını güzelleştir.” buyurmuştu. (Kenzu’l-Ummâl, 5157) Keza “Cerir, bizim ehl-i beyttendir; dıştan olduğu gibi içten de.” (Taberani, Kebir, 2211) buyurarak onu da ailesinin bir ferdi olarak saymıştır. Zaten kendisi de bunu teyit etmekte ve şöyle demekteydi: “Resulullah, Müslüman olduğumdan beri beni hiç huzuruna girmekten alıkoymadı ve ne zaman görse gülümsedi.” (Buhari, Menâkıbu’l-Ensâr, 3822)

Şahsiyetinin yansımaları

Hz. Ömer’in; yakışıklılığı nedeniyle “bu ümmetin Yusuf’u” diye tarif ettiği Cerir, giyimine çok dikkat ederdi. (İbn Sad, Tabakât, Mütemmimü’s-Sahabe, s. 815) Bunun yanında o son derece mütevazıydı. Nitekim Enes b. Malik, yaşı büyük olmasına rağmen Cerir’in birlikte bulunduklarında kendisine hizmet ettiğini söylemiş, Cerir de ensardan bir şey yaparken gördüğü herkese yardıma koştuğunu belirtmiştir. (Buhari, 2888; İbn Hacer, İsabe, I, 583) Bunun yanında o, bildiği hakikati söylemekten çekinmeyen biriydi. Bu yüzden de yöneticileri zaman zaman usulünce uyarırdı. Nitekim Ermeniye bölgesinde ordusuyla erzak sıkıntısı çekince o vakitler halife olan Muaviye’ye yazdığı mektupta, “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” hadisini hatırlatmıştı. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 19194)