CASİYE SURESİ

Doç. Dr. Faruk GÖRGÜLÜ

Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Casiye suresi, Kur’an-ı Kerim’deki sıralamaya göre kırk beşinci, nüzul sırasına göre ise altmış beşinci sure olup otuz yedi ayetten oluşmaktadır. Hâ Mîm ile başlayan surelerin altıncısıdır. Mekke döneminin sonlarına doğru, Duhan suresinden sonra Ahkaf suresinden önce nazil olmuştur. Sure, adını yirmi sekizinci ayette geçen ve “diz çökmüş” yahut “bir araya gelmiş” anlamlarına gelen (Emin Işık, “Câsiye Sûresi”, TDV İslam Ansiklopedisi, 7/161) casiye kelimesinden almaktadır. Söz konusu ayette, kıyamet günü bütün toplulukların ilahi hükmü beklemek üzere diz çökmüş ve boyun eğmiş hâlde bulunacakları tasvir edilmektedir. Ayrıca on sekizinci ayette geçen “şeriat” ve yirmi dördüncü ayette yer alan “dehr” kelimeleri dolayısıyla sure, Şeriat ve Dehr suresi adlarıyla da anılmıştır. (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Tunus: ed-Dârü’t-Tûnisiyye li’n-Neşr, 1984, 25/323, 324)

Surede Allah’ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren yaratılış delilleri, vahyin ilahi kaynağı, Hz. Peygamber’in nübüvveti ve inkârcıların Kur’an karşısındaki kibirli ve alaycı tavırları ele alınmaktadır. Bunun yanı sıra dünya hayatına aldanmanın sonuçları, ilahi adalet, ahiret hayatı, yeniden diriliş, hesap günü ve insanların amellerinin karşılığını görecekleri gerçeği üzerinde durulmaktadır. İnsanın hem vahiy hem de kâinattaki ilahi deliller üzerinde düşünmeye davet edilmesi, surenin öne çıkan temalarındandır. Ayrıca İsrailoğullarına verilen nimetlere ve onların bu nimetler karşısındaki nankörlüklerine de yer verilmektedir. (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, 25/324)

Sure, diğer Havâmîm surelerinde olduğu gibi “Hâ Mîm” mukattaa harfleriyle başlar. Ardından Kur’an’ın izzet ve hikmet sahibi Allah tarafından indirildiği bildirilerek vahyin ilahi kaynağına dikkat çekilir. Devam eden ayetlerde göklerde ve yerde bulunan varlıkların ve bunlar arasındaki düzenin, inananlar için Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretine işaret eden deliller taşıdığı belirtilir. İnsanın yaratılışı, yeryüzüne yayılan canlılar, gece ile gündüzün birbirini takip etmesi, yağmurla kurak toprağın yeniden canlanması ve rüzgârların farklı yönlerden estirilmesi, düşünen kimselerin ibret alacağı ilahi deliller arasında sayılır. Böylece insan, kâinatta hüküm süren düzen üzerinde düşünmeye çağrılır. (Casiye, 45/1-5)

Devam eden ayetlerde Kur’an’ın hakikati bildiren ilahi ayetlerden oluştuğu vurgulanır. Allah’ın ayetlerini işittiği hâlde büyüklük taslayarak onları duymamış gibi davranan, inkârında ısrar eden ve ilahi mesajı alaya alan kimselerin ahirette ağır ve alçaltıcı bir azapla karşılaşacakları bildirilir. Bu kimselerin dünyada elde ettikleri imkânların ve Allah’tan başka edindikleri dostların kendilerine hiçbir fayda sağlamayacağı belirtilir.

Buna karşılık Kur’an’ın insanı doğru yola yönelten bir rehber olduğu, Rablerinin ayetlerini inkâr edenlerin ise şiddetli bir azaba uğrayacakları ifade edilir. (Casiye, 45/6-11)

Surenin devamında Allah’ın insanlara bahşettiği nimetler hatırlatılır. Denizlerin insanların hizmetine verilmesi, gemilerin Allah’ın lütfuyla denizlerde yüzmesi, göklerde ve yerde bulunanların insanın yararına sunulması, O’nun rahmet ve ihsanının bir göstergesi olarak zikredilir. Ardından müminlere, Allah’ın hesap gününü beklemeyen kimselerin incitici davranışlarını bağışlamaları tavsiye edilir. Her insanın yaptığı amelin kendi lehine veya aleyhine olduğu ve sonunda herkesin Rabbine döndürüleceği bildirilir. (Casiye, 45/12-15)

Daha sonra İsrailoğullarına verilen ilahi nimetler hatırlatılır. Onlara kitap, hüküm ve peygamberlik verildiği, temiz rızıklarla rızıklandırıldıkları ve dönemlerindeki topluluklara üstün kılındıkları ifade edilir. Ancak kendilerine açık deliller geldikten sonra ayrılığa düştükleri belirtilir. Böylece dinî ihtilafların temelinde kimi zaman kişisel arzu ve çıkarların bulunduğuna işaret edilir. Ardından Hz. Peygamber’in ilahi vahye dayanan dosdoğru bir yol üzerinde olduğu bildirilerek kendisine vahyedilen hükümlere uyması ve bilgisiz kimselerin arzu ve isteklerine tabi olmaması emredilir. Kur’an’ın bütün insanlar için basiret, inananlar için ise hidayet ve rahmet olduğu vurgulanır. (Casiye, 45/16-20)

Surenin sonraki ayetlerinde kötülük işleyenlerle iman edip salih amel işleyenlerin aynı sonuca ulaşmayacağı belirtilerek ilahi adalet ilkesi ortaya konulur. Ardından heva ve hevesini ilah edinen, bilgisi olduğu hâlde hakikatten yüz çeviren kimselerin durumu tasvir edilir. Böyle kimselerin kalplerinin ve kulaklarının mühürlendiği, gözlerinin üzerine de perde çekildiği ifade edilerek insanın hevasına teslim olmasının manevi körlüğe yol açacağına dikkat çekilir. Daha sonra inkârcıların yeniden dirilişi kabul etmedikleri ve hayatı yalnızca bu dünyadan ibaret gördükleri anlatılır. Onların, “Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder.” (Casiye, 45/24) diyerek ahireti inkâr ettikleri belirtilir. Buna karşılık göklerin ve yerin mülkünün yalnızca Allah’a ait olduğu, kıyametin mutlaka gerçekleşeceği ve o gün batıla saplananların hüsrana uğrayacağı haber verilir. (Casiye, 45/21-27)

Surenin son bölümünde, kıyamet günü bütün toplulukların ilahi hükmü beklemek üzere diz çökmüş hâlde toplanacakları tasvir edilir. Her topluluğun kendilerine ait amel defterlerinin başına çağrılacağı ve hiç kimseye haksızlık edilmeksizin yaptıklarının karşılığını eksiksiz alacağı bildirilir. (Casiye, 45/28) İman edip salih amel işleyenlerin Allah’ın rahmetine mazhar olarak cennete girecekleri ve bunun apaçık bir kurtuluş olduğu ifade edilir. Buna karşılık Allah’ın ayetlerini küçümseyen ve dünya hayatının aldatıcılığına kapılan inkârcıların ahirette ilahi rahmetten mahrum kalacakları ve varacakları yerin cehennem olacağı haber verilir. Böylece insanın dünya hayatında ilahi çağrı karşısında takındığı tavrın ahiretteki sonucu ortaya konulur. (Casiye, 45/29-35)

Sure, göklerin, yerin ve bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdedilmesi gerektiğini bildiren şu ayetlerle sona erer: “Hamd, göklerin Rabbi ve yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Göklerde ve yerde ululuk O’na aittir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Casiye, 45/36-37) Böylece surenin başında Kur’an’ın hikmet sahibi Allah tarafından indirildiğinin bildirilmesiyle sonunda O’nun mutlak kudret ve hikmetinin vurgulanması arasında anlam bütünlüğü kurulur; insan, vahiy ve kâinattaki ilahi deliller üzerinde düşünerek iman etmeye çağrılır.