BİR DİRENİŞ
Hikâyesi
Cezayir Bağımsızlık Savaşı / The Battle of Algiers / Le Battaglia di Algeri
İshak KOÇ
Savaş filmleri tarihsel gerçekliği, taraflar arasında haklılığı, başarı ya da başarısızlığı belirlemez. Daha çok acının görsele servis edilişini yahut savaş esnasında inşa edilen kahramanlığı berkitir. Konular tamamen kurgu olabileceği gibi gerçeklik üzerine kurulmuş doku-drama, biyografi ya da alternatif tarihî kurgu şeklinde ele alınır.
Cezayir’in direniş mücadelesi ve bağımsızlığı üstüne çokça filme rastlamak mümkündür. Bunların çoğu tıpkı şimdiki zamanın Hollywood yapımları gibi uzun süre kolonyalist olarak orada bulunan, Cezayir halkını çok iyi tanıyan ve sanki aralarında akrabalık bağı varmış gibi davranan Fransız yapımlarıdır. Gerçi belli alanda akrabalık bağı olabilir zira 1960’lardan itibaren akın akın göçüp Fransa’ya yerleşen Cezayirli oranı azımsanmayacak kadar yoğundur. Doğum yeri Fransa’nın bir şehri olan Cezayir asıllı futbolcular, oyuncular, modacılar, sanatçılar ve elbette banliyöleri dolduran işçiler, toplumsal alanın her cihetini etkileyecek kadar etkindir. Keza Fransız yapımı herhangi bir sinema filminde Cezayir ya da Fas asıllı oyuncu görmek de sıradandır.
Gillo Pontecorvo tarafından yazılıp yönetilen, 1966 İtalyan-Cezayir ortak yapımı La Bataille D’Alger, emperyalizmi yerlilerin bakış açısından eleştiren neo-realist bir filmdir. 1954 Kasım ayından 1957 Aralık ayına kadar süren Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nı, sonra 2 Temmuz 1962’de Cezayir’in bağımsızlığını kazanışını anlatır. İki milyondan fazla köylünün toprağından edilişine, 250 bin Müslüman Cezayirlinin katledilişine, direnişin tarihsel köklerini oluşturan mücahit Abdulkadir el-Cezairi’ye (1808-1883) ise değinmez. Aslında Cezayir’in bağımsızlık yolunda ayaklanışı, diğer bağımsızlık savaşlarına benzer; halkın her kesiminden, her yaş grubundan, kadın erkek demeden insanların örgütlenip canını dişine takarak eyleme geçişi, onca fedakârlıktan sonra bir ülke ve millet olarak temayüz edişi gibi… İşgale uğramış, sömürgeleştirilmiş, sindirilmiş hiçbir toplumda eyleme geçmek sanıldığı kadar kolay olmaz. Cezayir’de de direniş hareketini harlayıp alevlendirmek işin başında pek güç görünür. Ancak memleketin yürekli evlatları, tahakkümün farkındadır ve topluluklar hâlinde katledilmek, tutuklanıp işkencelere maruz kalmaktansa dirayetli bir direniş ateşi tutuşturmak evladır. O zaman hareketin adı FLN olur. Yani Front de Liberation Nationale… Sadece Cebhetü’t Tahriru’l-Vatani olarak tanımlansa belki üstü örtük yarı sömürge kifayeti söz konusu olmaz! Şu hâlde isim bile Fransızcadır.
The Battle of Algiers, Cezayir bağımsızlık savaşından çok söz konusu FLN örgütünün yapılanmasından eylemlerine devrim esnasında işlevini anlatır. Örgütsel yapılanmalara örnek teşkil edecek mahiyette üçlü gruplardan oluşan bir piramit yapısı… Her hücre, emir aldığı ve iki adet astına ilettiği yani örgüt içinde kendisi hariç üç kişiyi tanıyacak şekilde gruplanmalardan oluşur. Dolayısıyla mensuplarından biri yakalandığında ele verebileceği sadece üç kişi vardır. Fransız generaller bunu çözdüğünde artık çok geçtir. Örgüt halktan teveccüh görmüştür ve 400 bin kadar Müslüman, bir şekilde FLN eylemlerine iştirak etmektedir.
Eylemler ve sonuçlarından öte, filmin başarısı hem dönemsel olarak hem de sanatsal açıdan takdir görür. Âdeta İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin bir ürünü gibi görünen film, tarihsel gerçeklik hissini arttırmak için belgesel tipi bir kurguyla, çoğunlukla gerçek savaşı yaşamış profesyonel olmayan oyuncularla yapılır. Brahim Haggiag’ın başarıyla oynadığı Ali La Pointe’den Sadi Yasef’in oynadığı el-Hadi Cafer’e, Larbi Ben M’Hidi’ye varıncaya kadar savaş döneminin gerçek kahramanlarını canlandırmak filme bir nevi belge niteliği kazandırır. Hikâyenin üstüne kurulduğu karakter Ali La Pointe (Ali Ammar, 1930-1957) filmin finaline yakın işlendiği gibi yanındakilerle birlikte öldürülür.
Cezayir 1962’de Fransız sömürüsünden kurtulur. Sonra kahraman ilan edip kurtarıcı kabul ettiği zihniyetten onu kim kurtarır bilinmez. Bilinen FLN, dünyanın birçok memleketinde bugünün şartlarında bile görülebilecek şekilde kurucu güç olarak mutlaklaşır. Yıllar sonra 1990’da Abbas Medeni liderliğindeki Cezayir İslami Selamet Cephesi (FIS), bugün dahi devam eden iktidarı seçime zorlayıp önemli başarı elde eder. Elbette sonuç Mısır’ın Mursi’si gibidir; Abbas Medeni ve Ali Belhac 12 yıl hapis cezası alır. FIS’ın Abdulkadir Haşani liderliğinde girdiği 1992’deki genel seçimde de başarılı olduğu görülünce Fransız güdümlü ordu yönetime el koyar, seçimleri iptal eder. Yönetim, Müslümanların seçim kazanmasını tehdit addedip iç savaşa kadar gider. Yüz bin insanın hayatına mal olan iç savaş on yıl kadar sürer. Oysa rahmetli Abbas Medeni, 23 yaşındayken Cezayir Kurtuluş Savaşı’nın ilk gününde, 1 Kasım 1954’te başkent Cezayir şehrinde Fransız ordusunun propagandasını yapan yerel Fransız Radyo Birimi’ne bomba koyduğu gerekçesiyle 17 Kasım 1954’te tutuklanan adamdır. Savaşın, Fransızların Cezayir’i terk etmesiyle sona erdiği Mart 1962’ye kadar 7,5 sene hapiste kalır ve ağır işkence görür. Bu kısmın henüz filmi yapılmaz.
Cezayir her halükârda bizde Cezayir menekşesi diye anılan mor ve doğal çiçek kadar güzeldir; halkı, direnişi, cesareti, filmleri, dik başlılığı ve insaniyetiyle. Belki kimileri yıllar sonra öz geçmişinde Cezayir’in, Oran’ın, Setif’in, Buleyde’nin adı geçsin ister. Belki geçmektedir! Belki Akdeniz kıyısının sert yüzlü insanlarına ayrı bir muhabbet besleyen, sırasında Idir, Cheb Khalid, Rachid Taha dinleyip hüzünlenen insanlar vardır.
Orijinal İsmi:
La Battaglia di Algeri
Süre:
121 dk
Tür:
Savaş, Belgesel
Yönetmen:
Gillo Pontecorvo
Senarist:
Franco Solinas
Yapım:
1966 -İtalya