BEREKET KAPIMIZI
AÇIK TUTANLAR
Prof. Dr. Safi ARPAGUŞ
Diyanet İşleri Başkanı
Toplumların medeniyet seviyesini gösteren temel ölçütlerden biri, o toplumun kendi kültürel mirasını bugüne taşıyan yaşlılarına gösterdiği vefadır. Ömrün olgunluk evresi olan ve geçmişle gelecek arasında köprü vazifesi gören yaşlılık, engin bir tecrübeyi ve bilgeliği temsil eder. Bakışlarındaki derinliği, ellerindeki çizgileri ve sözlerindeki hikmeti birer hayat dersi olarak okuyabilenler için yaşlılar, geçmişin hafızası ve geleceğin pusulasıdır.
Elbette hayatın her dönemi, kendine has bir hikmet, bir güzellik barındırmaktadır. İnsanı, “en güzel biçimde yarattığını” (Tin, 95/4) beyan eden Cenab-ı Hak, her yaşa ayrı bir mana ve özellik bahşetmiş; çocukluğu masumiyet ve saflıkla, gençliği güç ve dinamizmle, yaşlılığı ise tecrübe ve bilgelikle taltif etmiştir. Doğumdan yaşlılığa uzanan bu hayat serüveni ve bu serüven içinde meydana gelen değişim ve dönüşüm, Kur’an-ı Kerim’de ilahi kudretin tecellilerini gösteren bir süreç olarak takdim edilir. “Allah, sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç veren, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir. O dilediğini yaratır. O hakkıyla bilendir, üstün kudret sahibidir.” (Rum, 30/54) ayetiyle hem insanın yaşam döngüsüne hem de bu döngüye hâkim olan kudretin Allah olduğuna dikkat çekilir.
Her şeyi hikmetle yaratan Cenab-ı Hak, yarattıklarına karşı sergilenmesi gereken tutum ve davranış ölçülerini de beyan etmiştir. Bu anlamda ömrün yaşlılık evresine erişenlere özel bir hassasiyetle yaklaşılmasını istemiş ve onlara karşı hüsn-i muaşerette bulunulmasını emretmiştir. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de, “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara ‘öf!’ bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: ‘Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.’” (İsra, 17/23,24) ayetiyle
en açık biçimde ortaya konmuştur. Mezkûr ayette geçen, “kol kanat germek” (cenâha’z-zülli) ifadesi, kuşun yavrusunu kanatları arasına alıp koruması gibi evladın da yaşlı anne babasına şefkatle, merhametle ve tevazuyla yaklaşması gerektiğini simgeleyen son derece çarpıcı bir edebî metafordur.
Yüce Allah’ın müminlere yönelik bu noktadaki emir ve tavsiyeleri, başta anne baba olmak üzere tüm yaşlılara karşı hürmet ve merhametle muamele etmeyi, onlarla hüsn-i muaşerette bulunmayı, Müslümanların en bariz özelliği hâline getirmiştir. Bu hasletin benimsenip kuşanılmasında ise Resul-i Ekrem Efendimizin rehberliği belirleyici olmuştur. Sevgili Peygamberimiz, her konuda olduğu gibi toplumsal huzur ve bereketin teminatı olan yaşlılarla ilişkilerde de ümmetine en güzel şekilde rehberlik etmiş; “Küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüze saygı göstermeyen bizden değildir.” (Tirmizi, Birr, 15) ikazıyla toplumun güçsüz ve zayıf kesimiyle ilişkilerin merkezine sevgi ve saygının yerleştirilmesini çarpıcı bir şekilde telkin etmiştir.
Hz. Peygamber’in telkin ve tavsiyeleri elbette yalnızca teorik bir öğütten ibaret kalmamış; bilakis o, söylediklerini bizzat uygulayarak ümmetine örnek olmuştur. Bu bağlamda cemaatle namaz kıldırırken yaşlıların durumunu gözetmesi, onların ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenmesi, fikir ve tecrübelerine değer vermesi, topluluk içinde konuşurken onlara öncelik tanıması, hastalandıklarında onları ziyaret etmesi ve onlara yönelik her türlü saygısızlığa karşı durması, bunlardan bazılarıdır. Müslüman kimliğinin inşasında ve toplumsal huzurun tesisinde vazgeçilmez ölçüt olan bu nebevi örneklik sayesinde yaşlılara hürmet, İslam toplumunun temel ahlak umdelerinden biri hâline gelmiştir.
Peygamber Efendimizin rehberliğinde neşvünema bulan İslam medeniyeti, yaşlılara hürmetin sosyal dokuya nakış nakış işlendiği pratiklerle doludur. Asr-ı Saadet’ten günümüze uzanan medeniyet çizgimizde yaşlılarımız daima saygı ve hürmet görmüş, hiçbir zaman kimsesiz kalmamış veya yük olarak görülmemiştir. Evlerin en mutena, en huzurlu odaları her zaman onlara tahsis edilmiş ve onların huzurunda takınılan edep, insanın kimlik, kişilik ve karakter olgunluğunun en güçlü göstergelerinden biri sayılmıştır. Türk İslam medeniyet havzasında yaşlılara “ihtiyar” denmesi de bu anlamda son derece manidardır. Zira bu ifadenin özünde yaşlıların sahip olduğu manevi birikime ve tecrübeye duyulan güven vardır. Nitekim İslam coğrafyasında yaşlılar, nesillerin terbiyesinden aile içi anlaşmazlıkların halline, toplumsal sorunların çözümünden devlet işlerinin yürütülmesine kadar birçok alanda kendilerine müracaat edilen ve fikirlerine güvenilen bilge kişiler olarak telakki edilmiştir. Yaşlıların varlığı, hem geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir köprü kurmanın hem de ilahi rahmete, berekete ve huzura ulaşmanın en önemli imkânı olarak görülmüştür.
Hayatın üretim ve tüketim denkleminde ele alındığı modern zamanlarda insanların değeri ve saygınlığı, ne yazık ki büyük ölçüde ekonomik katkıları üzerinden tanımlanmaktadır. Bireyselliği, bencilliği ve nihayetinde pragmatizmi merkeze alan bu yaklaşım, yaşlıların bir yük addedilerek gitgide hayatın dışına itilmesine ve nihayetinde acı bir yalnızlığa mahkûm edilmesine sebebiyet vermektedir. Esasen bu, bir milletin kendi hafızasını silmesi ve kendi medeniyet köklerinden uzaklaşması demektir. Dolayısıyla insanı özünden, kendinden ve geçmişinden uzaklaştıran bu gidişat, günümüz insanının anlam ve gaye bakımından ne denli büyük bir krizle karşı karşıya kaldığının en somut göstergesidir.
Müslümanlar, modern dünyanın bencil, bireyci ve pragmatik kuşatmasını kırmak için öncelikle Kur’an ve sünnetin insana atfettiği değeri hakkıyla idrak etmek mecburiyetindedir. Bilinmelidir ki bugünün bereketine nail olmak ve yarının huzurlu dünyasını inşa etmek, ancak dünün mirasına saygı duymakla ve o mirası bugüne taşıyanlara gereken hürmeti göstermekle mümkündür. Zira bir toplumun yaşlılarına gösterdiği tavır, yarın o toplumun kapısını çalacak olan mukadderatın aynasıdır.
“Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşından dolayı hürmet ederse Allah da ona, yaşlılığında kendisine hürmet edecek birisini hazırlar.” (Tirmizi, Birr, 75)