BAĞIMLILIĞI DEĞİL ÖZGÜRLÜĞÜ SEÇ
Dr. Mahmut KAYIŞ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
اِنَّمَا يُرٖيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ
Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları, ancak şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?
(Maide, 5/90-91)
Kur’an-ı Kerim’in ahkâma yönelik hükümleri, yalnızca nüzul döneminin sosyal problemlerine çözüm getirmez. Bütün zaman ve mekânlarda yaşayan insanları, tehlikelere karşı koruyacak prensipler ortaya koyar. Çünkü onun mesajı evrenseldir ve zaman üstüdür. İçki ve kumar bağımlılığı, insanoğlunun geçmişten günümüze çokça içine düştüğü hatalardan birisi olagelmiştir. Buna karşılık ilahi vahiy, getirdiği emir ve yasaklarla insanın bedenini, aklını, iradesini ve ruhunu korumayı hedeflemiş; bireysel ve toplumsal hayatı derinden sarsan tehditlere karşı ferdi ve toplumu muhafaza etmeyi amaçlamıştır.
Son din olan İslam’ın yasakladığı içki, kumar ve türevlerinin, insanı nefsinin ve tutkularının esiri hâline getiren bağımlılıklar ürettiği apaçık bir gerçektir. Beynin haz mekanizmasını sürekli uyaran bu tür bağımlılıklar, öz denetim ve sağlıklı karar verme becerilerini zayıflatmakta, kişiyi anlık tatminlerin peşinde sürüklemektedir. İlk başta eğlence amacıyla veya geçici bir lezzet elde etme kastıyla başlanan bu alışkanlıklar, zamanla kişinin iradesini çökertmekte, muhakeme gücünü köreltmekte ve onu maddi ve manevi kayıplara sürüklemektedir.
Kumar, içki ve madde bağımlılıkları insanın bedenine, aklına, malına, ailesine ve çevresine çeşitli zararlar vermektedir. Öyle ki günümüzde ilim adamları içki bağımlılığının karaciğer, kalp ve sindirim sistemi başta olmak üzere tüm vücudu ağır şekilde tahrip ettiğini ifade etmektedir. Yine onların belirttiğine göre içki sebebiyle beyin işlevleri yavaşlamakta ve hafıza zayıflamaktadır. Ayrıca karaciğerde yağlanma ve siroz, kalpte ritim bozuklukları ve yetmezlik ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla içki ve kumarın yaşattığı kısa süreli sevinç ya da mutluluk, sonrasında derin pişmanlıklar ve hastalıklar getirmektedir. Neticede insan huzur ararken daha büyük bir mutsuzluğun girdabına düşmektedir.
İçki ve kumar bağımlılığı, toplumun temeli olan aileyi de olumsuz etkilemektedir. Bağımlı bireylerin olduğu ailede iletişim zedelenmekte, fiziksel ve sözlü şiddet artmakta, aile ekonomisi bozulmakta, çocukların gelişimi menfi yönde etkilenmektedir. Böyle bir ailede büyüyen çocuklar kaygı, okul başarısında düşüş, davranış problemleri ve özgüven eksikliği yaşayarak hayata atılmak zorunda kalmaktadır. Kumar bağımlısı bireylerin olduğu bir ailede ise aile fertlerine harcanması gereken nafaka veya servet boşa harcanmakta, elde edilen kazanç nefsani arzular doğrultusunda zayi edilmektedir. Ardından manevi yıkım gelmekte, kumar oynamak için söylenen yalanlar, tutulmayan sözler ailedeki güven bağını yok etmektedir. Aile fertleri hayal kırıklığı, öfke ve çaresizlik içinde kalakalmaktadır. Nihayetinde kişi, hem kendisine hem de ailesine zarar vermektedir. (Begavi, Me’alimu’t-Tenzîl, 3/94)
İçki ve kumar bağımlılığı, ayrıca toplumsal huzuru bozmakta ve sosyal ilişkileri sarsmaktadır. Aralarında kin ve husumet bulunmayan insanlar arasında yoktan kırgınlıklar ve düşmanlıklar ortaya çıkmaktadır. Kumarhaneler ve yasa dışı bahis mekânları, organize suç örgütlerine zemin hazırlamakta, borç batağına sürüklenen bireyler gasp, hırsızlık ve dolandırıcılık gibi suçlara yönelmektedir. Kumar masalarında çıkan tartışmalar ise çoğu zaman şiddet olaylarına dönüşmektedir. Alkol bağımlığı ise trafik kazalarına, kavgalara ve sosyal huzursuzluğa sebep olmaktadır. İçki ve kumar bağımlılığı, toplumu bir arada tutan güven, aile, hukuk, adalet ve hakkaniyet gibi değerleri yok etmekte; kolon ve kirişleri eskiyen bir binanın en küçük sarsıntıda yıkılması gibi bağımlılıkların pençesindeki bir toplum da ekonomik, siyasi veya sosyal bir kriz anında hızla çöküşe geçebilmektedir.
Bütün bu olumsuzlukların girdabında sıkışmış bireye Kur’an, hayat veren mesajları ile çağrı yapmaktadır. Onu nefsinin arzu ve heveslerinin tutsaklığından kurtulmaya davet etmektedir. Huzur ve sükûn bulacağı fıtratını ve dünyaya geliş amacını ona hatırlatmaktadır. Konumuz olan ayetlerde, şeytanın içki ve kumar ile namaz kılmayı ve Allah’ı anmayı/zikri engellediği haber verilmektedir. Böylece bizlere namazın ve zikrin bağımlılığı tedavi edebilecek iki önemli esas olduğu ihsas ettirilmekte ve bu iki fiilin insan hayatındaki dönüştürücü ve koruyucu rolüne dikkat çekilmektedir. Başka bir ayette ise Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad, 13/28) Çünkü insan zihni sürekli geçmiş ve gelecek arasında dolaşarak kaygılar üretmektedir. Zikir ise dikkati Allah’a yönelterek bu kaygı zincirini kırmakta ve kişiye hayatın mutlak hâkiminin Allah olduğunu sürekli hatırlatmaktadır. Zikir, kalbi Allah’a bağlayarak insanı en çok bağımlı hâle getiren arzuların baskısını azaltmaktadır. Böylece kişi zihinsel esaretten, ruhsal boşluktan ve anlamsızlık hissinden Allah’ı anmaya yani özgürlüğe doğru yürümeye başlamaktadır.
Aynı şekilde dinin direği olan namaz ibadetini ifa ederek Rabbine yönelen insan, gündelik kaygılardan sıyrılmakta, zihni rahatlamakta, kötü düşüncelerin esaretinden kurtulmaktadır. Namaz, cemaatle kılındığında ise insan yalnızlıktan uzaklaşmakta, topluluk içinde özgürce var olmaya başlamaktadır. Dolayısıyla insan sürekli Allah’ı hatırladığında ve namazını kâmil manada ikame ettiğinde anlık arzular yerine Allah’ın emirlerini, doğru olanı ve ahiret hayatını öncelemeyi öğrenmektedir. Bu sayede arzuların sürüklediği bağımlı insandan uzaklaşıp arzularını yöneten özgür insana dönüşmektedir. (Ankebut, 29/45)
Sonuç olarak içki ve kumar, insanın aklını ve iradesini zayıflatarak onu bağımlılığa sürükleyen şeytani ve nefsani tuzaklardır. Namaz ve zikir ise insanı içsel ve dışsal zincirlerden kurtararak hakiki manada özgürlüğe ulaştıran, hem bireysel hem de toplumsal huzuru inşa eden bir diriliş ve kurtuluş yoludur. O zaman özgürlüğü ya da kurtuluşu seçmek, kalbi Allah’a kulluk ile dirilten çağrıya icabet etmek her insanın görevi olmalıdır.