ASIRLARA MEYDAN OKUYAN KÖKLÜ MİRAS:
ES-SÎRETÜ’N-NEBEVİYYE
Dr. Elif ERDEM
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
İnsanlık tarihinde Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatı kadar, yaşamı tüm ayrıntılarıyla kaydedilen ve nesiller boyu aktarılan bir kişi olmasa gerektir. Onun yaşam öyküsünü anlatan “siyer”ler, İslam dünyasında asırlar boyu her dönemde önemini koruyan temel eserler arasında yer almıştır. Ebu Muhammed Cemalüddin Abdülmelik b. Hişam’ın (ö. 218/833), daha çok bilinen ismiyle İbn Hişam’ın kaleme aldığı es-Sîretü’n-Nebeviyye, günden güne çeşitlenip zenginleşen muazzam siyer literatürünün günümüze ulaşan en köklü mirasıdır.
İnsanlığa bir rehber ve rol model olarak gönderilen Hz. Peygamber’in hayatına dair ilk bilgiler, onunla yol arkadaşlığı yapan sahabiler kanalıyla aktarılmıştır. Konuya dair müstakil eserlerin yazılması ise bir sonraki nesil olan tabiin döneminde başlamıştır. Zira bu dönemde artık Hz. Peygamber’i görme şerefine erişememiş ve onun yaşantısına şahitlik edememiş bir nesil söz konusudur. Nebevi yaşam tarzını ifade eden “sünnet”i öğrenmenin gereği, “en sevgili”ye duyulan özlemle birleşince Resulullah’ın hayatını kronolojik olarak ele alan eserlerin vücuda gelmesi bir ihtiyaç hâline gelmiştir. Bu doğrultuda Hz. Peygamber’in (s.a.s.) siyasi ve askerî faaliyetlerini konu edinen “megazi”ler ile tüm hayatını ele alan biyografik eserler olan “siyer” türü telifler ortaya çıkmıştır. Günden güne gelişen siyer yazımında es-Sîretü’n-Nebeviyye bir dönüm noktası olmuş ve elimize müstakil olarak ulaşan en eski siyer olarak tarihteki yerini almıştır.
es-Sîretü’n-Nebeviyye, esasında İbn Hişam’ın kendisinden önceki siyer müelliflerinden İbn İshak’ın (ö. 151/768) yazdığı es-Sîre adıyla meşhur olan Kitâbü’l-Mübtede’ ve’l-Meb’as ve’l-Megâzî’sini yeniden düzenleyerek kaleme aldığı bir eserdir. Arap dili, tarih, şiir ve ensâb ilmi konusunda derinleşen bir âlim olarak eser üzerinde pek çok tasarrufta bulunan müellif, es-Sîre’deki bazı kısımları gereksiz bularak kısaltma yoluna gitmiştir. Özellikle Allah Resulü ile ilgisi olmayan, Kur’an-ı Kerim’de zikredilmeyen ve kitabın amacına uygun düşmeyen konuları kendi eserine almadığını belirten İbn Hişam, ilmî ve edebî açıdan uygun görmediği şiirleri de hazfettiğini beyan etmiştir. Eserdeki hatalara da işaret etmiş; İbn İshak’ın kitabında isim, nesep, şiir ve haberlerde, ayrıca bunlara verdiği referanslarda gördüğü hataları tashih etmiştir. Bu düzeltmelerin yanı sıra esere birtakım tarihî veriler, şiirler ve kaynak bilgileri eklemiş; ayet, hadis ve şiirlerdeki bilinmeyen kelimeleri izah etmiş, neticede yeni bir eser ortaya koymuştur.
“Bu kitaba, İsmail b. İbrahim ve onun soyundan gelen Resulullah’ın atalarını sıra ile zikretmekle başlıyorum. İsmail’in diğer çocuklarını ise terk ediyorum. Terk etme gerekçem Resulullah’ın siretine kadar olanları özetlemek içindir.” sözleriyle kitabına başlayan İbn Hişam, burada vurguladığı üzere Hz. Peygamber ile doğrudan ilgisi olmayan konulara temas etmemeye gayret ederken onun hayatına dair eksik bir anlatımda bulunmamaya da azami gayret göstermiştir. Bu doğrultuda kendisinden önceki siyere dair zengin birikimi yeni bir tasnifle bir araya getirmek suretiyle ilk defa siyer konularının tamamını içine alan bütüncül bir eser kaleme almıştır. Bu sayede metodolojik açıdan siyer yazımına öncülük eden es-Sîretü’n-Nebeviyye, içerdiği bilgilerin sıhhati açısından da kıymet arz etmektedir. Nitekim Kıfti, Zehebi, İbn Kesir ve Sehavi gibi İslam tarihinin önde gelen müellifleri, bu eseri en iyi ve en sağlam siyer kitabı olarak kabul etmişlerdir. Ulemanın bu teveccühü, İbn Hişam’ın ilmî yetkinliği kadar eserini kaleme alırken gösterdiği ilmî titizliğin de bir tezahürüdür. Zira eserini erken dönem İslam tarih yazıcılığına uygun bir şekilde rivayet usulüyle yazan İbn Hişam, kendinden önceki âlimlere atıflarda bulunarak aldığı bilgilerin kaynaklarına işaret etmiş, kendi sözleriyle İbn İshak’ın ifadelerini de karışmaya mahal vermeyecek şekilde ayrı ayrı belirterek kaydetmiştir. Pek çok nüshası olduğu hâlde elimize ulaşmayan İbn İshak’ın es-Sîre’sini güvenilir bir şekilde nakletmesi ve bize ulaşmayan ilk dönem siyer literatüründen istifade etmiş olması eserin kıymetini artıran hususlar arasındadır.
es-Sîretü’n-Nebeviyye, yalnızca biyografik bir eser olmaktan öte farklı İslami disiplinler için kaynak niteliği taşıyan temel bir klasiktir. Siyer konuları anlatılırken yeri geldikçe Kur’an ayetlerinin iniş sebepleri ve tefsirine, hadislerin söylenme gerekçeleri ve şerhlerine yer verilmiştir. Siyerle iç içe geçen anlatımlarda Allah Resulü’nün fıkhi uygulamalarına temas edilmiş, fıkıh usulüne ve kaidelerine dair çıkarımlara değinilmiştir. Cahiliye tarihi, nesep bilgisi ve dil bilimsel açıklamalara dair orijinal veriler kaydedilmiş, tarihî anlatılar olaylara şahitlik eden vesikalar niteliğindeki şiirlerle desteklenmiştir. Şair sahabi Hasan b. Sabit’in Resulullah için yazdığı mersiyeyle son bulan eser, Arap dilinin nadide ürünlerini temsil eden pek çok edebî bilgi içermektedir. Dolayısıyla es-Sîretü’n-Nebeviyye, başta siyer olmak üzere tefsir, hadis, fıkıh, tarih, Arap dili ve belagati gibi pek çok ilim dalında vazgeçilmez bir başvuru kaynağıdır.
Geçmişten günümüze ulemanın ilgi odağı olan es-Sîretü’n-Nebeviyye defalarca basılarak farklı dillere çevrilmiş, ihtisarları ve şerhleri yapılmış, manzum olarak da sayfalara nakşedilmiştir. Türkçeye ilk defa III. Murad zamanında Aydınlı Eyyub b. Halil tarafından çevrilen bu kıymetli eser, günümüzde de entelektüel çalışmalara yön vermekte ve akademik çalışmalara ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.