ANADOLU’DA SOSYO-EKONOMİK VE AHLAKİ DÜZENİN İNŞASI

AHİLİK TEŞKİLATI

Ali DEMİRHAN

Ahilik, Orta Çağ Anadolu’sunda ortaya çıkan ve Türk toplumunun sosyal, ekonomik ve kültürel dokusunu derinlemesine şekillendiren en köklü kurumlardan biridir. Dil bilimciler ve tarihçiler arasında "Ahi" sözcüğünün etimolojik kökenine dair iki temel yaklaşım bulunmaktadır. Birinci görüşe göre kelime, öz Türkçe bir terim olan ve "eli açık, cömert, yiğit" anlamlarına gelen "akı" sözcüğünden türemiştir. Türkolog Jean Deny ve Fuat Köprülü gibi araştırmacılar, Türkçedeki ses değişimleri doğrultusunda "k" harfinin zamanla "h" sesine dönüşmesiyle (çakı-çahı, yakı-yahı örneklerinde olduğu gibi) "akı" kelimesinin "ahi" biçimini aldığını savunurlar. Kaşgarlı Mahmud’un ünlü eseri Divanü Lûgati't-Türk’te de "akı" kelimesi cömertlik ve yiğitlik bağlamında kaydedilmiştir. İkinci görüş ise kelimenin Arapça kökenli olduğunu ve "kardeşim" anlamına geldiğini ileri sürer. Bu yaklaşım ahiliğin kardeşlik, dostluk, yardımlaşma ve birlik ilkelerine vurgu yapar. Her ne kadar dilsel köken bakımından farklı görüşler bulunsa da Arabistan coğrafyasında Ahilik adıyla doğrudan bir kuruma rastlanmaması, bu teşkilatın "akılık" anlayışından beslenen ve Anadolu coğrafyasına özgü biçimde şekillenen bir Türk kurumu olduğunu göstermektedir.

Ahilik Teşkilatının Tarihsel Arka Planı ve Kuruluşu

Temelde Kur’an’a ve Hz. Peygamber’in sünnetine dayandırılan prensipleriyle İslami anlayışa doğrudan bağlı olan ahiliğin, tasavvufta önemli bir yeri bulunan “uhuvvet”i hatırlatmasından dolayı da kolayca yayılması ve kabul görmesi mümkün olmuştur. Bu teşkilatın Anadolu’da kurulmasında Fütüvvet Teşkilatının büyük tesiri vardır. İslam’ın ilk asrından itibaren görülmeye başlayan fütüvvet teşekkülleri içinde hicri III. (IX.) yüzyıldan itibaren de esnaf birlikleri ortaya çıkmıştır. Başka bölgelerde mensuplarına civanmerd, ayyâr (ayyârân), fetâ (fityan) gibi isimler verilen fütüvvet ülküsünün, İslam’ın yayılmasına paralel olarak Suriye, Irak, İran, Türkistan, Semerkant, Endülüs, Kuzey Afrika ve Mısır’da esnaf ve sanatkârlar arasında yaygın olduğu bilinmektedir. Türkler, İslamiyet’i kabul etmeleri ve Anadolu’ya yerleşmelerinden itibaren fütüvvet ülküsünü benimseyip kendilerine has yiğitlik, cömertlik ve kahramanlık vasıflarıyla süslemişlerdir. Bununla birlikte ahiliğin temel belirleyicisi olan İslami-tasavvufi düşünüş ve yaşayış her devirde ve bölgede geçerliliğini korumuştur.

Ahilik, 11. yüzyılın ortalarından itibaren yaşanmış tarihî ve sosyo-ekonomik zorunlulukların bir sonucu olarak doğmuştur. Oğuz Yabgu Devleti’nin yıkılmasıyla birlikte yoğun bir Türkmen nüfusu Selçuklu egemenliği altında Anadolu’ya göç etmeye başlamıştır. Anadolu kırsalına yerleşen göçebe Türkmenlerin yerleşik hayata geçirilmesi ve şehir ekonomisine entegre edilmesi stratejik bir zorunluluk hâline gelmişti. Şehirlerdeki zanaat ve ticaret hayatının büyük oranda gayrimüslim Rum ve Ermeni tüccarların elinde olması, Türklerin bu alanda varlık göstermesini ve rekabet edebilmesini gerekli kılmıştır. Bu toplumsal ve ekonomik ihtiyaca yanıt olarak, Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesi ve yönlendirmesiyle Ahi Teşkilatı teşekkül ettirilmiştir. Teşkilatın kurucu lideri, İran’ın Hoy şehrinde doğan ve Bağdat’ta büyük mutasavvıflardan ders aldıktan sonra 1200'lerin başında Anadolu’ya gelen Şeyh Nasîrüddin Mahmûd’dur (Ahi Evran). Ahi Evran, Abbasi Halifesi Nâsır Lidînillâh (1180-1225) tarafından yeniden organize edilen Fütüvvet Teşkilatı ilkelerinden esinlenmiştir. Özellikle I. Alâeddin Keykubad’ın büyük destek ve yardımıyla, bir taraftan İslami-tasavvufi düşünceye ve fütüvvet ilkelerine bağlı kalarak tekke ve zaviyelerde şeyh-mürid ilişkilerini, diğer taraftan iş yerlerinde usta, kalfa ve çırak münasebetlerini ve buna bağlı olarak iktisadi hayatı düzenleyen Ahiliğin Anadolu’da kurulup gelişmesinde Ahi Evran’ın büyük rolü olmuştur. İlk olarak Kayseri’de temelleri atılan ve ardından Kırşehir merkezli olarak tüm Anadolu’ya yayılan Ahilik, fütüvvet anlayışını Anadolu Türk insanının karakteri ve ihtiyaçlarıyla harmanlayarak özgün bir modele dönüştürmüştür.

Sosyoekonomik İşlevler ve Eğitim Hiyerarşisi

Büyük şehirlerde çeşitli gruplar hâlinde teşkilatlanan Ahilerin her birinin müstakil bir zaviyesi vardı. Küçük şehirlerde ise muhtelif meslek grupları tek bir birlik teşkil edebiliyorlardı. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında bu birlikler mesleklere ait problemleri halletmekte ve devlet ile olan münasebetleri düzenlemekteydiler. Mal ve kalite kontrolü, fiyat tespiti bu birliklerin asli göreviydi. Bu dönemde, teşkilata ilk defa girenlere yiğit veya çırak adı verilir, Ahilik daha sonra kazanılırdı. Esnaf birliklerinin başında şeyh, halife veya nakipler, bütün esnafın en üst makamında ise şeyhü’l-meşâyih bulunuyordu. Ayrıca mesleğin geleceği açısından çırakların yetiştirilmesine de çok büyük önem veriliyordu. Anadolu’da köylere kadar yayılan Ahilik pek çok devlet adamını, askerî zümre mensuplarını, kadı ve müderrisleri, tarikat şeyhlerini bünyesinde toplamıştır. Bu durum XIV. yüzyıla kadar sürdü; bundan sonra ise organize esnaf birlikleri şeklini aldı ve iktisadi faaliyet ön plana çıkmaya başladı.

Ahilik kurumu, bir tarikat veya sırf dinî bir cemaat olmaktan ziyade bünyesinde iktisadi, sosyal, askerî, siyasi ve kültürel boyutları barındıran bütüncül bir dünya düzenidir. Teşkilatın temel işlevleri şu şekilde özetlenebilir:

• Üretim ve Kalite Kontrolü: Ahilik, esnaf arasında haksız rekabeti önlemiş, fiyatları (narh) belirlemiş, mal ve kalite standartlarını katı kurallarla denetlemiştir. Çırakların tam olarak yetiştirilmeden dükkân açmalarına izin verilmemiş, hatalı veya kalitesiz mal üreten üreticilere cezai yaptırımlar uygulanmıştır.

• Mesleki ve Ahlaki Eğitim: Zanaatkârlar, gündüzleri işyerlerinde hiyerarşik bir usta-kalfa-çırak ilişkisi içinde mesleğin inceliklerini öğrenirken akşamları Ahi zaviyelerinde ahlaki, felsefi ve dinî eğitim almışlardır. Eğitimin temeli ehliyet ve liyakate dayanmaktaydı.

• Toplumsal Dayanışma ve Asayiş: Moğol İstilası gibi devlet otoritesinin zayıfladığı veya kargaşanın yaşandığı dönemlerde Ahiler, şehirlerin savunmasını ve asayişini üstlenen yerel idari unsurlar hâline gelmişlerdir.

Ahiliğin Kadın Örgütlenmesi: Bacıyan-ı Rum

Ahilik teşkilatının en özgün ve ilerici yönlerinden biri de dünyadaki ilk kadın örgütlenmelerinden biri kabul edilen Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları) teşkilatıdır. Ahi Evran’ın eşi Fatma Bacı liderliğinde kurulan bu birlik, Anadolu kadınlarının sosyal ve ekonomik hayatın merkezinde aktif rol almasını sağlamıştır.

Bacıyan-ı Rum, yetim ve kimsesiz genç kızların bakımını üstlenmiş, eğitimlerini sağlamış, evlenmelerine yardımcı olmuş ve yaşlı kadınların korunmasını üstlenmiştir. İktisadi alanda ise dokumacılık, kilimcilik, keçecilik, nakışçılık ve çadırcılık gibi el sanatlarında doğrudan üretime katılmışlardır. "İşine, aşına, eşine sahip ol" ilkesini merkeze alan Anadolu Bacıları, Ahi zaviyelerine gelen konukların ağırlanmasında ve harp zamanlarında ordunun giyim ve teçhizat ihtiyacının karşılanmasında büyük hizmetler sunmuşlardır.

Manevi Prensipler ve Fütüvvetnâmeler

Ahilik sisteminin ahlaki, hukuki ve mesleki çerçevesi Fütüvvetnâme adı verilen tüzük niteliğindeki eserlerde tanımlanmıştır. Ahiliğe kabul edilecek bir kişiden yedi fena davranışı bağlaması (kapatması) ve buna karşılık yedi güzel meziyeti açması istenirdi:

Fütüvvetnamelere göre gıybet etmek, yalan söylemek, hile yapmak, zina etmek ve içki içmek gibi davranışlar kişinin teşkilattan kesin olarak ihraç edilmesine sebep olmaktaydı.

Osmanlı Devleti’nin Kuruluşundaki Rolü ve Gedik Sistemine Dönüşüm

Ahilik, Osmanlı Beyliğinin askerî ve siyasi bir güç olarak tarih sahnesine çıkmasında hayati bir rol oynamıştır. Ünlü tarihçi Âşıkpaşazâde, Osmanlı’nın kuruluşundaki dört temel toplumsal dinamikten biri olarak Ahiyan-ı Rum’u gösterir. İlk Osmanlı padişahları ve vezirlerinin birçoğu (örneğin Osman Gazi’nin kayınpederi Şeyh Edebali ve Orhan Gazi) Ahi teşkilatına mensup kişilerdir. Ahiler, fetih hareketlerinde hem fiilî askerî güç sağlamış hem de fethedilen beldelerde toplumsal düzeni inşa etmişlerdir.

17.yüzyıla kadar Müslüman esnaf ve zanaatkârlara mahsus bir yapı olarak faaliyet gösteren Ahilik, Osmanlı Devleti’nin sınırlarının genişlemesi ve gayrimüslim nüfusun artmasıyla birlikte yeni bir dönüşüm sürecine girmiştir. Farklı dinlerden sanatkârların ortak bir sistem altında çalışmasını sağlamak amacıyla din ayrımı gözetmeyen "gedik" (lonca) sistemine geçilmiştir. Gedik kavramı, imtiyaz ve tekel anlamına gelmekte olup esnaflığa giriş ve dükkân açma haklarını düzenlemiştir. Ahiliğin ahlaki ve mesleki ilkelerini koruyan Gedik Teşkilatı, 1838 Baltalimanı Antlaşması ile tekel idarelerinin kaldırılması ve yabancı malların pazara girmesi neticesinde çözülmüştür.

Ahilik, Orta Çağ Anadolu’sunda iktisadi verimlilik ile insanı merkeze alan yüksek ahlaki ilkeleri başarıyla sentezlemiş özgün bir medeniyet projesidir. Günümüzün esnaf odalarına, ticaret odalarına ve sivil toplum kuruluşlarına ilham kaynağı olabilecek nitelikteki bu yatay örgütlenme modeli; toplumsal sorumluluk, dürüstlük ve ortak yaşam ilkeleriyle çağları aşan bir değer taşımaktadır.

Kaynakça

• Ahilik Ansiklopedisi, Ahi maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı, c.1, s.27-29, Ankara 2020

• Neşet Çağatay, Ahilik Nedir, Kültür Bakanlığı Halk Kültürünü Araştırma Dairesi, s.15, Ankara,1990

• Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, Boğaziçi Yayınları

• Mikail Bayram, Bacıyan-ı Rum maddesi, Belleten Dergisi, Türk Tarih Kurumu, cilt 45, sayı 180 s. 457- 472

• Ahmet Yaşar Ocak, İslam Ansiklopedisi Fütüvvet maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, c.13, s.261-263

•             Ziya Kazıcı, İslam Ansiklopedisi Ahilik maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, c.1, s.540-542

Tarihte bu ay neler oldu?

II. Dünya Savaşı başladı.

(1 Eylül 1939)

Büyük İstanbul Depremi meydana geldi.

(10 Eylül 1509)

Sakarya Meydan Muharebesi zaferle sonuçlandı.

(13 Eylül1921)

İmam Birgivi vefat etti.

(21 Eylül 1573)

Bugünkü adıyla İslam İşbirliği Teşkilatı kuruldu

(25 Eylül 1969)

Preveze Deniz Muharebesi Osmanlı galibiyetiyle sonuçlandı.

(28 Eylül 1538)