menuOk
SESLİ MAKALELER
kategoriAyrım
HADİS-SİYER
kategoriAyrım
VAHYİN AYDINLIĞINDA
kategoriAyrım
İNANÇ
kategoriAyrım
İBADET-AHLAK
kategoriAyrım
DÜŞÜNCE-YORUM

ALLAH’IN EMANETİ YETİMLER

Yetimler, Allah’ın müminlere emanetidir. Kur’an-ı Kerim, müminlere tüm yaratılmışlara karşı merhametli olmayı, insan onuruna yaraşır şekilde davranmayı emir ve tavsiye ederken özelde de toplumların boynu bükükleri olan yetimleri, Allah’ın birer emaneti olarak müminlerin vicdanına tevdi eder. Onların maddi ihtiyaçlarının giderilmesini, yedirilip içirilmesini, haklarının çiğnenmemesini, sahip oldukları malın muhafaza edilip korunmasını, onlara adil davranılmasını ve ikramda bulunulmasını ısrarla vurgular. Ayetlerde yetimlere dair dile getirilen hususlar, sadece belli bir kesime yönelik ikazlar ve tavsiyeler değil bilakis İslam toplumunun adalet, şefkat ve merhamet anlayışını inşa eden temel yapı taşlarıdır. 4 Aylık Dergi | Kasım 2025 BAŞYAZI Kur’an-ı Kerim, “O seni yetim bulup barındırmadı mı?” (Duha, 93/6.) ayetiyle müminlere, Allah’ın kutlu elçisinin bir yetim olduğunu hatırlatır. “O hâlde sakın yetimi ezme!” (Duha, 93/9.) ikazı ile de yetimlere karşı her türlü ihmalin, küçümseme ve haksız muamelenin ilahi iradeye aykırı bir davranış olduğunu bildirir. Yetime kötü davranmayı, onu küçük görmeyi ve onun kalbini kırmayı açık ve keskin bir şekilde yasaklamakla kalmaz, ona karşı nazik bir dili, koruyucu bir tutumu da emreder. Böyle davrananları hakkın ve erdemin yanında olanlar şeklinde tanımlar. (Beled, 90/11-18.) Kur’an-ı Kerim, iyi ve itaatkâr kulların özelliklerini zikrederken onların kendi ihtiyaçlarına rağmen yiyeceklerini seve seve yetime, yoksula ve esire yedirdiklerini ve bunu herhangi bir teşekkür ve karşılık beklemeksizin sırf Allah rızası için yaptıklarını dile getirir. (İnsan, 76/8-9.)

kategoriAyrım
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT
kategoriAyrım
Aile
kategoriAyrım
EĞİTİM
kategoriAyrım
HAYAT'A DAİR

YAPAY ZEKÂ GERÇEK HAYAT

Dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ile Deep Blue bilgisayarının satranç turnuvasını hatırlayanlar olacaktır. Yapay zekânın ve ilk bilgisayarların ortaya çıkmasından beri, bu dev bilgisayar beyinlerinin performansını insan zihniyle karşılaştırma eğilimi bilgisayar bilimcilerin gündemindeydi. Bu nedenle bilgisayarların hesaplama yeteneklerini test etmenin bir yolu olarak satranç oyunu revaçtaydı. Dünyanın önde gelen bir bilgisayar şirketi tarafından bu trendin sonucu olarak bir insan ile satranç oynayabilecek şekilde bir bilgisayar geliştirildi: Deep Blue. 1996 yılında ilk kez Kasparov ile Deep Blue karşı karşıya geldi. Maçın sonunda insan zekâsı, makine zekâsına üstün gelmiş ve maç Kasparov tarafından kazanılmıştı. Ancak şirket, bilgisayarın kapasitesini geliştirdi ve bir saniyede 200 milyon olası hamleyi hesaplayabilmesini sağladı. Ardından insan ile makine arasındaki satranç oyunu yinelendi. Tarihler 11 Mayıs 1997’yi gösterdiğinde birkaç gün süren bir mücadele sergilendi ve dünya genelinde kitlesel medya kuruluşları da bu kıyasıya mücadeleyi yayınladı. Çünkü insan zekâsı, makine zekâsına karşı yarışıyordu. Nihayetinde, dünyada merakla takip edilen bu maçı Deep Blue bilgisayarı kazandı. (https://www.ibm.com/ibm/history/ibm100/us/en/icons/deepblue/) Böylelikle dünya tarihinde ilk kez yapay zekâ ile programlanmış bir makine insan zekâsını yeniyordu.

ANLAMIN PEŞİNDE

Hikâyeyi biliyorsunuz. Zamanın birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı; bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş, başkalarına sormaya karar vermiş. Köy köy, kasaba kasaba dolaşmış, lakin aldığı cevapların hiçbiri onu tatmin etmemiş. Zaman öylece akıp gitmiş, tam umudunu kaybettiği sırada birisi karşıki dağları göstererek, orada yaşlı bir bilgenin yaşadığını ve onun bilebileceğini söylemiş. Uzatmayalım, adam bilgenin yanına gelince, ona hayatın anlamının ne olduğunu sormuş. Bilge bunu hemen cevaplamayacağını söyleyerek eline bir kaşık vermiş ve kaşığı silme zeytinyağı ile doldurmuş. “Şimdi bahçeye çık, bir tur at ve tekrar buraya gel; yalnız dikkat et kaşıktaki yağ eksilmesin. Bir damla bile eksilirse kaybedersin.” demiş. Adam bahçeyi turlayıp geri geldiğinde Bilge ona bahçeyi nasıl bulduğunu sormuş. Adam, kaşıktaki yağa bakmaktan bahçeye bakamadığını söylemiş mahcubiyetle. “Öyleyse.” demiş Bilge, “Şimdi tekrar çık ve bahçeye dikkat et.” Adam söyleneni yapmış, bahçeyi gezmiş. Bahçe büyüleyici güzellikteymiş. Adam tekrar Bilge’nin huzuruna gelmiş. Bilge’ye gördüklerini keyifli bir şekilde anlatmış. Bilge kaşıktaki yağı sormuş. Adam etrafa bakarken kaşıktaki yağı unutmuş ve hepsi dökülmüş. Bilge şu cevabı vermiş ona: “Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Sadece bir noktayı görürsen hayatın akıp gider sen farkına varmazsın. Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin ortasında hayatı yaşarsın; akıp giden zaman anlam kazanır. Hayatın anlamı senin bakışında gizlidir. Hayatın anlamı kaşıktaki yağı unutmadan ona bakabilmektir.”

kategoriAyrım
TARİH-BİYOGRAFİ
kategoriAyrım
SÖYLEŞİ

"Prof. Dr. Nasrullah HACIMÜFTÜOĞLU: “Kur’an ve sünnetin bütünlüğü İslam’ı oluşturur.”"

Değerli Hocam, dinimizin iki temel kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in sünnetidir. İman etmiş gönüller için bu iki kaynak ne anlam ifade eder, bize bundan bahseder misiniz? Sorunuzun kendisi işin gövdesi ve özünü anlatmaktadır. İslam bir tevhit inancıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) insanları, paganist/putperest bir toplumu tevhide, tek Allah inancına çağırdı. Bu iman çağrısının peşinden, imanın gereği olan aksiyonu yani dinamizmi uygun gördü. İman teoridir, pratiği ise ibadetlerdir. İman, eyleme dönüşmeli ve o da ancak İslam’la eyleme dönüşür. Bu bakımdan denebilir ki bir insan mümin olur ve fakat Müslüman olmayabilir. Zaten ısrarla şunu da söylüyorum, bir insanın filozof olmasına gerek yok; evini seçebilecek kadar aklı ve zekâsı varsa mutlaka Allah’ın var olduğuna ve bir olduğuna inanır. Zor olan nedir biliyor musunuz? İslam’ı kabul etmektir. Herkes “La ilahe illallah” der de “Muhammedün Resulüllah” demekte sıkıntı çeker. Hz. Muhammed’i Allah’ın elçisi kabul etmek ve ondan sonraki eylemleri yani ibadetleri kabullenmek, daha doğrusu İslam’ın getirdiği emir ve yasaklara uymak; işte nefislere, bazı inanç ve ideolojilere salik olan kimselere ağır gelen de budur. Tecrübeyle sabittir ki ateisti sıkıştırdığınız zaman o da: “Ben de bir Allah’ın varlığına inanırım.” der.

kategoriAyrım
KİTAPLIK
kategoriAyrım
MEHMET AKİF ERSOY
kategoriAyrım
BAYRAM YAZILARI
kategoriAyrım
VIII. DİNİ YAYINLAR KONGRESİ
kategoriAyrım