İMANIN NEŞVESİ, BAYRAMIN SEVİNCİ
Prof. Dr. İbrahim Kalın
Zamana anlam ve değer katan, eylemin niyeti ve mahiyetidir. Bayram, muayyen bir zaman diliminin oruç ibadetine hasredilmesinden sonra geldiği için kutsal ve özeldir. Bu, sadece ramazan ayının semeresini toplamak ve bir aylık bir özverinin mükâfatını almak değildir. Kulluk, insan için daimi bir hal olduğundan bayram, aynı ibadet neşvesinin bir başka şekilde tecrübe edilmesidir. Eskiler “mekanın şerefi mekanda bulunandan gelir” (şerefü’l-mekan bi’l-mekin) demişler. Aynı ilkeyi zamana da uygulayabiliriz: Zamana şeref ve mana katan, zamanın içindeki öznenin eylemi ve bu eylemin tabiatını belirleyen niyettir. Bütün ibadetler gibi oruç tutmanın amacı da kurbiyyet yani Allah’a yakınlaşmaktır. Bayram, aynı yakınlık arayışının bir başka ruh haliyle devamıdır: Oruç tutup bedensel ihtiyaçlarımızdan feragat ederken de, bayram yapıp kutlarken de amel, niyet ve gaye Yaratıcıya yakınlaşmaktır. Ve O’na yakınlaşmak, şereflerin, makamların ve sevinçlerin en âli olanıdır.
Cenab-ı Hak sonsuz rahmet sahibidir. Tüm varlığı, kendisinden gelen bir ihsan ve lütuf olarak yaratmıştır. Bu yüzden ‘varlık rahmettir’ denmiştir. Var olmak rahmettir zira aldığımız her nefes bir ikramdır. Her ikram, hakikat yolculuğumuzda bize sunulan bir imkândır. Ve her imkân bir imtihan, her imtihan bir imkândır.
Hakikat yolunun zorlukları olduğu gibi tatlı halleri de vardır. İnsan, yoldaki her imkân ve imtihana mutlak bir iman ve itminan gözüyle baktığında zorluklar kolay hale gelir. İbadet bir zevke dönüşür. Maişet ve ölüm korkusu yerini güçlü bir bilince ve yaşama sevincine bırakır. Allah’a gerçek manada inanan bir insanın karamsar, kötümser ve mutsuz olması mümkün müdür?
Dini bayramlar bize bu çerçevede açılmış ikram sofralarıdır. Yapmamız gereken tam bir iman şuuru ve yaşama sevinciyle o sofranın başına oturmak ve ikrama icabet etmektir. Bu da daimi kulluk halinin bir devamıdır zira her nimet, şükre bir vesiledir. Ve şükür insanı Allah’a yakınlaştırır.
Allah bize her an ve her yerde yakındır. Bunun idrakine varması gereken varlıklar ise bizleriz. Allah’ın akıl, irade ve özgürlük vererek yarattığı biz insanların bu idrak ile kuşanması, beşer düzeyinden insan mertebesine yükselişin ön şartıdır. Namaz, oruç, hac, tefekkür, tezekkür ve diğer ibadetler insanı bu varlık mertebesine taşımak için vardır.
Allah’a yakın olan iyi, güzel ve doğru olana da yakındır. Tüm iyilik ve güzelliğin kaynağı olan varlık ile kurbiyet ve ünsiyet kuran bir insan âlemdeki iyilik ve güzelliklerden nasıl uzak olabilir? İyi, güzel ve doğru dışında bir niyet ve eylemde bulunmayı nasıl düşünebilir? Bu hal üzere yaşayan insan tüm varlık âlemine, tabiata, hayvanlara, bitkilere, diğer insanlara; kısacası canlı cansız tüm varlıklara hikmet, rahmet ve mağfiret nazarıyla bakar. Kendisine verilen can ve akıl emanetini korur, geliştirir ve güzelleştirir. Ramazan orucunda ve bayramda ortalığa yayılan bereket ve letafet, işte bu güzellikten neşet eder.
Ramazan Bayramı’nı Kurban Bayramı’nın takip etmesi, bu yakınlık ve yakınlaşma yolculuğunun keyifli tecellilerinden biridir. Oruçla ve bayramla taçlandırılan yakınlık, kurban bayramında yeni bir zirveye ulaşır. Hz. İbrahim’in kıssasında anlatılan teslimiyet ve kurbiyyet hikâyesi, insanın yeryüzündeki yolculuğu için bir kılavuzdur. Bu kıssada da zorluk ve kolaylık, imkân ve imtihan bir aradadır. Bayram, imtihanın imkâna dönüşmesini kutlamaktır. Bayram etmek, bir rahmet olan varlığımızın şükrünü eda etmektir. Kulluk bilinciyle var olarak şükretmek ve şükrederek tüm varlığın ve nimetin kaynağına yakınlaşmaktır.
Bu idrak düzeyinde bayram, imanın neşvesine dönüşür. Bayram etmek, bu neşveyi ve mutluluğu paylaşmaktır. Paylaşarak iyi, güzel ve doğru olanı çoğaltmaktır. Acısı olanın acısını azaltmak, yükü olanın yükünü hafifletmek, derdi olanın derdine ortak ve hemdert olmaktır. Dostun yarasına merhem olmak, acısını bal eylemektir.
Bayramlarda bu idrak düzeyine en hızlı yükselen insanlar, çocuklardır. Onlar için ramazan bayramı şeker bayramıdır. Sabah bayram namazının heyecanı, ilk musahafa ve büyüklerin elini öpme, namazdan sonra evde ilk kahvaltı ve tabi ki bayram harçlığı ve şeker... İmanın neşvesi ve bayramın sevinci çocuğa bir şeker gibi geçtiğinde bayramın maksadı da hâsıl olur. Zira dünyada çocuk sevincinden daha güzel bir hal yoktur. Bilin ki çocuğa verdiğiniz sevinç ve mutluluk, bayram harçlığından ve şekerlemelerden değil, onları verirken yüzünüzde beliren tebessümden, kalbinize doğan sıcaklıktan, gönlünüzü zenginleştiren enginlikten gelir. Bayram sabahı getirilen her salavat, verilen her selam, yapılan her dua, ağza götürülen her lokma bu neşvenin, sevincin, letafet ve bereketin birer vesilesidir.
Bizim bayram sevincimiz engindir, dingindir ve asildir. Engindir çünkü en büyük nimete şükür vesilesidir. Dingindir çünkü sevincimiz dünya zevklerinin ötesindedir. Asildir çünkü kulluk bilincinin bir tezahürüdür. Ve o bilincin bir ifadesi olarak biliriz ki “Ne dem baki, ne gam baki... Hüve’l-baki...”
Bayramınız kutlu, gönülleriniz mamur, kalpleriniz iman ve neşe dolu olsun...